Isabel Allende’nin “Ruhlar Evi” (La Casa de los Espíritus) romanı, Latin Amerika edebiyatının önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilir. Roman, bir aile destanı şeklinde kurgulanmıştır ve Şili’nin toplumsal, siyasi ve kültürel dönüşümlerini, bireylerin hayatı üzerinden anlatır.
Roman, del Valle ve Trueba ailelerinin birkaç kuşak boyunca yaşadıklarını merkeze alır. Aşk, evlilik, iktidar tutkusu, kayıplar, sınıf çatışmaları ve siyasi çalkantılar, olay örgüsünün temel taşlarıdır.
Allende, büyülü gerçekçilik tekniğini kullanır.Dili akıcı, duygusal ve zengin ayrıntılarla örülüdür. Kadın karakterlerin direnci, romanın belki de en güçlü tarafıdır. Zulüm, şiddet ve kayıplara rağmen romanın sonunda bir umut ve direnç mesajı vardır.
Özellikle Clara, Blanca ve Alba karakterleri bana şu duyguyu veriyor: Zorlukların ortasında bile hayatı taşıyan, ayakta tutan bir kadın enerjisi var. Belki sen de kendi hayatında, çevrende böyle bir direnci hissediyorsundur: fedakârlık, koruma, aynı zamanda özgürleşme isteği.
Clara sezgilerin,Blanca aşkın ve direncin,Alba ise umudun sembolü gibidir romanda. Bu üç kuşak kadin hayatı ve ölümü sahiplenen,asla vazgeçmeyen ve umudu hep dipdiri tutan karakterlerdir. Erkekler ise genel olarak vahşi ,yıkıcı ya da sorumsuz olarak resmedilmis. Birkaç erkek karakter hariç. Onlar da yaşamın gercekleri karşısında zayıf karakterlerdir.
Şimdi gelelim diger mevzuya ....
Son yıllarda Can Yayinlari'nda inanılmaz bir ozensizlik dikkatimi cekiyor. Editoryal süreçte,düzeltide, dizgide,baskida bir cok hata ile karşılaşıyorum. E sürekli okuyan biri olarak bu dikkatinden kacmiyor. Daha ince okudugum bazi kitaplarda yazım hatalari,anlatim bozuklukları vardi. Bu romanda ise 16 sayfa yoktu. YOK.Ben gerisini zihnimde tamamladım. Yazdığım sikayete bir geri dönüş bile