Gönderi

Başlangıç
9/10
·69 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
Merhaba, ben Ziba. Komik bir giriş oldu, değil mi? Aslında planlamak istiyordum ama akışına bırakmayı seçtim. Bu, ilk sadece kendi isteğimle, kendim için yazma deneyimim. Kafamda hep kendi kendime konuşurum, hayal ederim, kurgular kurar, yazıyormuş gibi yaparım ama asla yazmam. Belki de yazamam. Belki de yazmaktan korkuyorum. Ama artık bir kitap yorum serisi oluşturmak istedim. Çünkü korkağım. Unutmaktan ve okumamla edindiğim farkındalığı kaybetmekten, kitapların beni dönüştürdüğü kişiyi yitirmekten korkuyorum. Son zamanlarda bunun yavaş yavaş gerçekleştiğini düşünmeye başladım. Ve bu korku, yazmaktan, kendimi ifade etmeyi becerememekten ve yargılanmaktan—benimle bütünleşememiş, kendi kendimi yargılamamı kastediyorum—daha ağır geldi sonunda. Neden tam şu anda oldu bu? Bi anda, içten gelen bir huzurla aklıma gelenleri yazıya dökmeye başladım. Belki zamanı geldi, belki de okuduklarımın etkisidir; ya da artık adını anmaktan tiksindiğim, beni hapseden, ellerimi zincirleyen, zihnimi köleleştiren sosyal medyanın çürüttüğü okuma alışkanlığımı yeniden kazanmak için küçük bir başlangıç yapmaya karar verdiğim Stefan Zweig'in Olağanüstü Bir Gece kitabından kaynaklanıyor olabilir. Uzun bir süre çevremdeki insanların bazı şeylere karşı kayıtsız kaldıklarını düşündüm. Hatta bu düşünce rüyalarıma yansıdı. Rüyamdakilerin yaşanan olaylar karşısında adeta bir robot ya da bir et parçası gibi tepkisiz olduğunu gördüm. Ama asla kendime toz konduramadım; her zaman doğru olduğumu düşündüm. Çok da uzun olmayan bir süre önce aldığım bir veda mesajı beni derinden etkilemesi gerekirken, hiç üzülmedim; yalnızlık veya özlem duymadım. Üzülmek istedim ama olmadı. İçimden gelmedi. Tuhaftı, şaşırmıştım. Neden bir şey hissetmedim? Ama bu yaşanandan sonra bile farkına varamadım. Kendimi güçlü, yıkılmaz biri sandım. Hatta bundan dolayı mutluluk duydum: kimse beni üzemezdi. Ben hemen unutur geçerdim. Ama insan böyle bir varlık mı? Yaşanan onca şey, anılar, hatıralar, maceralar, duygular bu kadar anlamsız mı? Kendimi ya da şu ana kadar yaşadığım ömrümü—on yedi sene—ele alacak olursam, bu kitabı okumadan önceki Ziba ile okuduktan sonraki Ziba diyebilirim. Kitabı bitiren Ziba, tüm bunların anlamsız olduğuna inanmak istemiyor. Bir uyanış yaşadı ve kendi kayıtsızlığının farkına vardı. Aynı yazar gibi hissetti, ama onun daha kötü bir versiyonuydu; çünkü kendinde olan durumun farkına bir kitap sayesinde varmıştı. Şimdi anladım ki kabuslarımda çevremdekilerle değil, kendimle çatışıyormuşum. İçimde bu durumuma isyan eden bir ben vardı, ama ben onu biraz geç fark ettim. Yazara gerçekten büyük bir teşekkür borçluyum. Kitaptan kısaca bahsetmek gerekirse: Zengin bir aristokratın, yaşadığı konforlu ve tekdüze hayat yüzünden heyecanı, zevki ve benzeri duyguları artık hissedememesi ve kendini bu duyguları ararken bulması anlatılıyor. Kitapta olaylar, aristokratın kendi suçunu işlemesiyle başlıyor. Ben de bu yolculuğuma kendimce bir “suç” işleyerek başladım sanırım: Bunca yıl yaptığım gibi okumayı bırakarak, kendimi öyle olduğumu sandığım entelektüel bir okurdan ekran kaydırma delisine dönüştürerek ve uzunca bir süre bunun farkına varmayarak kendime karşı bir suç işledim. Kitaba dönecek olursam, galiba en son Reşat Nuri'nin Acımak kitabında bu denli kendimi bulmuştum. Biraz kibirli biriyim herhalde. İnsanlara hep yüzeysel ve önyargılı baktım. Anlam veremediğim şeylere karşı da öfkelendim. Toplumun dışladığı kişilere karşı nefretimi ve saygısızlığımı da özgürlük sandım. Ama bunun korku ve utançtan kaynaklandığını anlamadım. Toplumdan ve onların fikirlerinden ayrı kalmaktan korktum. Asıl özgürlük, her kişiliğe, her bedene, her insana saygıyla ve sevgiyle yaklaşabilmekte. Sanırım artık eksik olan yarımı buldum. Kitapta en sevdiğim satırlar muhtemelen sizlerin de favoriniz olan şu satırlardır: "Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar." Eklemek istediğim bir şey daha var: Film izlemeyi çok sevmem çünkü kendi hayal gücümle dalga geçiyormuş, ona ihanet ediyormuş gibi gelir bana. Kitabı okurken kafamda oluşturduklarım, filmdekine hiç benzemez. Kendi hayal gücümle uydurduklarımı izlemek gibi okumak, bana daha keyifli gelir. Ve asıl paylaşmak istediğim şeye gelirsek: Kitap okurken müzik dinlemeyi çok seviyorum çünkü yeni bir seviyenin kapısını aralıyor. Artık okuduğumu izlemiyorum; adeta onu yaşıyorum. Müzik—belki tamamen maladaptive daydreaming'e sahip olmamdan kaynaklıdır—hikâyenin içine dalmamı sağlıyor ve sanki o kapının bir anahtarı oluyor. Müziği her duyduğumda kapı yeniden açılıyor ve aynı berraklıkla o evrene dalabiliyorum. Bu kitap boyunca Mac DeMarco'nun Heart to Heart şarkısını dinledim ve artık her dinlediğimde aristokratın Prater sokaklarındaki kendini arayış gezintisi aklıma gelecek. Okuma zevkinizi kat kat artırmak için şans vermeniz gereken bir etkinlik bence. Yazımı sonuna kadar değerli bulduğunuz için teşekkürler. İyi okumalar, sevgiler
Duygu ve Düşünce
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023171,6bin okunma
·
78 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.