Muhammed'in «alaca karga»ya eş değerde tuttuğu «iyi kadın» tipi, kadının «insan varlığı olarak bizatihi temsil ettiği bir değer ölçüsüne karşılık tutulmamıştır. Sadece ve sadece kadın'ın kendisini kocasına adaması ve sömürü aracı haline sokması esasına göre tanımlanmıştır. Daha doğrusu kadının «iyisi>> kocasını «efendi/seyyit» bilen, ona kulluk kölelik eden, ona mutlak şekilde boyun eğen kadındır; kadının «iyisi», kocasını yedirip içiren, giydiren ve onu 'ev'in pis ve zor işlerinden kurtarıp ibadetiyle meşgul olması ve böylece cennetlere kavuşması olanağını getiren kadındır; kadının «iyisi», nikâh parası az olan kadındır¹83; kadının «iyisi» «örtünen, yabancı insan görmeyen, evden uzağa gitmeyen, odasına çekilip evin köşesinde kocasını bekleyen kocası geldiğinde onu eğlendiren ve neşelendiren kadındır; kadının «iyisi», kocasının izni olmadan hiç kimse ile konuşmayan, sokağa çıkmayan, çıktığında başını önüne eğip kimselere bakmayan kadındır; kocasının malını israf etmeyen, daima nefsinden fedakârlık eden, kadındır; kocasından boşanmak istemeyen ve kazara istemiş olsa bile, bütün haklı durumuna rağmen «hal'» yolunu seçen (yani karşılığında mal ve para beklemeyen) kadındır, kadının iyisi, kıskançlık nedir bilmeyen ya da kıskançlığını göstermeyen ve kocasının diğer karılarına ve kadınlarına karşı iyi muamele eden, bir önceki kocasından kalmış mallarını ve mirasını yeni kocası ile bölüşen ve yiyen ve kocasına yemekler yedirip kokular sürdükten sonra onu diğer hanımlarının yanına gönderen kadındır.
Evet «iyi» kadın işte bu tip bir kadındır ve müslüman erkeği, Muhammed'in alaca karga'dan daha yukarı bir mevkiye lâyık görmediği bu tür kadın tipini kendisine «ideal» edinmiştir. İslâm'ın en büyük bilgin ve düşünürleri hep bu tip kadını «makbul» bilmişlerdir. Örneğin Gazali, evlilik kuruluşuna ayırdığı sayfalarından birince, Ebû'l-Havâri'nin karısı Rabia'yı, müslüman okuyucularına «ideal örnek olarak göstermeyi marifet edinmiştir. Hatırlatalım ki Rabia, zengin koca-sının ölümü üzerine onun, mirasına konmuş ve daha sonra Ebû'l-Havâri ile evlenmiştir ve ona hep şu şekilde hitap etmektedir: «Bana kocamdan bir çok miras kaldı. Bu mirası, salih olan dostlarınla birlikte yemeni istedim ve bunun için sana evlenme teklif ettim», Rabia'dan son derece memnun kalan Ebû'l-Havâri ise buna karşılık, etrafındakilere şöyle derdi: «Bu kadının üzerine üç kadın (daha) aldım; Rabia bana iyi yemekler yedirir, güzel kokular sürer ve 'Haydi güle güle (diğer) hanımlarının yanına git' derdi...
Görülüyor ki Şeriatçı zihniyet, kadını böylesine sömürü aracı haline getirmekte ve haysiyetsiz durumlara indirmekte herhangi bir sakınca görmemektedir. Aslında haysiyet duygusu nedir bilmeyen bu tip kadını «iyi» kadın niteliğinde görmekle insan varlığına karşı en büyük hakareti uygun görmüştür.
Sayfa 95