Thomas Bernhard’ın otobiyografik beşlisinin ikinci kitabı, #k:41038. ilk kitap olan Neden’de gördüğümüz kasvetli ve yıkıcı hava bir nebze olsun diniyor. bağlayıcı olması açısından ilk kitap olan neden’i hatırlamakta fayda var.
neden’de ikinci dünya savaşı ve nazi döneminin yıkıcı ve ağır atmosferi mevcut. her yer enkaz. fakat enkaz olan tek şey binalar değil aynı zamanda insanların ruhları da. git gide artan intiharlar, salzburg’un karamsar havasını daha da kötü hâle getiriyor. bernhard’ı en çok etkileyen şeyse gittiği katolik okulunda yaşadığı korkunç deneyimler: öğretmenlerin zulmü ve aşağılamaları ile sürüp giden itaatkar sistem. bu kötü şeylerin hepsinden kaçmak için sığındığı büyükbabası, kitaplar ve müzik. gelelim kiler’e.
kiler’deki ana tema, ‘arayış’.
bernhard baskıcı katolik okulundan ayrılır ve kitapta sürekli ‘ters yöne gitmek’ metaforuyla anlattığı şekilde bir bakkalın yanında çıraklığa başlar. evet, dediği gibi ‘ters yön’dür çünkü scherzhauserfeld mahallesi, salzburg’un en tekinsiz, korkulu kenar mahallelerinden biri. yoksulların, işsizlerin, suçluların, dışlanmışların yaşadığı bir yer. bernhard için bu insanların düşkünlükleri ve mahvoluşları gayet caziptir çünkü bu şimdiye kadar büyükbabasının ona verdiği entelektüel ve konforlu olan, yalnızlığın soyluluğunu yücelten dünyadan yıkıcı gerçek dünyaya atılan bir adımdır. zenginlerin, burjuvanın hayatlarında kol gezen ikiyüzlülükler, yalanlar, ‘başkası olma çabaları’ burada yoktur. her şey bernhard’ın tam da ihtiyacı olduğu gibi çok sert ama gerçektir. dedesi ona muazzam bir düşünce dünyası ve insanları gözlemleme gücü vermişti, scherzhauserfeld mahallesi ve kiler ise bu insanlarla direkt yüzleştiriyor. bu şekilde hem bir ‘gerçeklik’ hem de ‘kendi yolunu seçme özgürlüğü’ deneyimine sahip oluyor bernhard. tam da bu sebeple kilere ve o mahalleye gitmeyi ‘kendine doğru yürümek’ olarak adlandırıyor.
lisansta freud’un bilinç seviyelerini işlerken bir mutfak metaforu olarak bilincin tezgahta olan şeyler, bilinçaltının dolap kapakları, bilinçdışının ise kiler olduğundan bahsetmiştik. bilinçdışı, yani kiler aslında girmeye korktuğumuz/çoğunlukla giremediğimiz ve karşılaşmaktan korktuğumuz şeyleri barındırıyor. bernhard açısından düşündüğümüzde hem kendi benliğini, bastırılmış arzularını ve korkularını tanımak hem de dünyanın karanlık, rahatsız edici yanlarına tanık olmak arzusuyla açıklayabiliriz. kiler, onun için hem bir kendini keşfetme hem de toplumsal gerçekleri sorgulama alanı haline gelir. deneysel anlamda da bir laboratuvardır aslında.
kiler’deki bir diğer şey ise bernhard’ın müzikle ilişkilenmesinin burada da devam etmesi. bir yandan çıraklıkla gerçek dünyaya tanık olurken diğer yandan müzikle de uğraşıyor bernhard. ‘arayış’ temasının sebebi de bu aslında. kendisine nasıl bir yol çizmesi gerektiğini, nasıl daha çok faydalı olabileceğini ve bir ifade etme aracı olarak müziğin hayatındaki yerini sorguladığı birkaç yıl geçiriyor.
neden’i iki ay önce okumuştum, kiler’e başlarken bernhard okumayı çok özlediğimi fark ettim. bernhard’da hep gördüğümüz o ritmik tekrar etmeyi burada da yine görebiliyoruz. her şeye rağmen bernhard’ın kelimelerle böylesine bir münasebet geliştirmesine her seferinde hayran kalıyorum.
bir sonraki kitap olan ‘nefes’te görüşmek üzere, glad you exist bernhard