·256 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Aralık 2024 00:00 "DEJAVU"
“Öyle ya, harem kültüründen, kapalı odalardan çıkıp sokaklarda tek başına yürümeyi öğrendik biz kadınlar, diye düşündü. Üstelik de bir paşa torunu, konak kızı olarak nereden nereye... Ülkenin insanını, kenar mahalleleri, işçi sınıfını, yoksulluğu, çamuru, açlıktan ölünebileceğini, açlık yüzünden etini satan kadınları tanıdığını biliyordu artık. En az bir yıl mahkeme muhabiri olarak çalışmış, katili, hırsızı, fuhuş yapan, yapmak zorunda olan kadınları dinlemişti. Ne büyük dramlar. Çoğu sanki bir dalgınlık anına gelmiş insanlık trajedileri.”
Sistematik ve akışkan bir düzene başkaldırmak, alışılmış toplumsal normlara dur demek kolay değildir. Değişmek ve ilerlemek isteyen her birey bu düzende yara alır; işte Suat Derviş de bunlardan biri. Fakat pes etmeyen, savaşan ve ideallerine sıkı sıkıya bağlı kalan her birey, bir gün kahramanlaşır; Suat Derviş gibi…
Bir zamanlar harem kültürünün, kapalı odaların içinde yetişmiş kadınlar, sokaklarda tek başına yürümeyi öğrenmek zorunda kalmıştı. Menekşe Toprak’ın kaleminden okuduğumuz bu hikâye, bir paşa torunu, konak kızı olarak doğmuş bir kadının, toplumun farklı katmanlarını tanıma sürecini gözler önüne seriyor. İşçi sınıfının, yoksulluğun, çamurun ve hayatta kalma mücadelelerinin içinde kadınların yaşadığı trajedileri öğreniyoruz. Her bir yaşam kesiti, bir zamanlar gazetecilik yapmış olan karakterin gözünden bize ulaşıyor; katili, hırsızı, fuhuş yapan ya da yapmak zorunda kalan kadınları dinliyor ve onların hikâyelerini anlıyor.
Öyküdeki kadın, Berlin sokaklarında Suat Derviş’in izini sürüyor. Yüz yıl önce yazdığı satırların ardında, bugün kendi mücadelesini veriyor: İşsiz bir akademisyen olarak yabancı bir ülkede hayatta kalmak, kalemiyle geçinmeye çalışmak. Ama yazarın anlattığı karakter yalnızca hayatta kalmakla kalmıyor; erkeklerin “sen yapamazsın” bakışlarına, Batı’nın “bizim gözümüzde büyülü Şark” dayatmalarına aldırmadan yürüyor. Âşık olurken, yoksullukla boğuşurken, yazarken ve yaşarken; hem İstanbul’u hem Berlin’i, geceleri ve gündüzleri birbirinin aynısı kılan bir dejavu hissiyle deneyimliyor.
Yazar, Suat Derviş’i günümüz kadınlarıyla buluştururken bizlere tanıdık bir dünyanın kapılarını aralıyor. Tarih ve günümüz iç içe geçiyor; bir zamanlar mücadele etmiş bir kadının hikâyesi, bugünün kadınlarına ilham oluyor. Her satırda kendimizi buluyor, her paragrafta bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz.
Yarı biyografik yapısıyla Dejavu, Suat Derviş’in bilinmeyen yönlerini gün yüzüne çıkarıyor. Babasıyla olan sıcacık ilişkisi, ona duyduğu güven ve inanç, okura derin bir insanlık deneyimi sunuyor. 1930’ların Türkiye’sinde ve Berlin’de yazarlık mücadelesi, dönemin sosyal, siyasi ve ekonomik zorlukları, Suat’ın aşkları, Reşat Fuat ile evliliği ve edebiyat dünyasında karşılaştığı engeller; her biri kitabın sayfalarında canlı bir şekilde hissettiriliyor.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş dönemini incelerken, modern Türk kadını algısının şekillenmeye başladığı yılları gözler önüne seriyor. Şapka Kanunu’nun etkisi, harf inkılabının ilanı ve kültürel dönüşüm süreci, Suat Derviş’in hayatı üzerinden somut bir şekilde izleniyor. Haremlik ve selamlık dönemlerinden, şapkalı başların ve kaliteli sohbetlerin bulunduğu modern ortamlara doğru uzanan bu değişim, dönemin ruhunu yaşatıyor âdeta bizlere.
Yazar, öyle akıcı ve çarpıcı bir anlatım kuruyor ki, okurken Suat Derviş’in ayak izlerini takip ediyor, aynı zamanda genç akademisyenin hikâyesiyle kendi içsel yolculuğunu da deneyimliyoruz. Dejavu, sadece Suat Derviş’i tanıtmakla kalmıyor; yazma tutkusu, özgürlük arayışı ve kadın mücadelesi üzerine düşündürüyor. Bu roman, geçmişle günümüzü bir araya getirerek, hem tarih hem de kadın mücadelesi meraklıları için etkileyici bir okuma deneyimi. Suat Derviş’in hayatı ve onun izinden yürüyen genç kadının hikayesi, tüm kadınlara ilham verecek güçlü bir anlatı.
Dejavu, özellikle edebiyat tarihine ve yazar biyografilerine meraklı okurlar için değerli bir eser.
Dejavu, yalnızca iki kadının hikâyesini anlatmakla kalmıyor; bir zaman yolculuğu sunuyor. Geçmişle bugün arasında köprü kurarken, kadın mücadelesi, özgürlük arayışı ve yazma tutkusu gibi temaları derinlemesine işliyor. Bir şehir, iki kadın ve yüz yılı aşkın bir zaman… Dejavu, hem geçmişe hem de günümüze bakmamızı sağlayan, kalemiyle dünyaya meydan okuyan kadınların hikâyelerini buluşturan bir roman.
Bir kadının sokaklarda özgürce yürüyebildiği, kaleminin gücüyle dünyaya meydan okuyabildiği hikâyeler hepimizin ilham kaynağı. Bu kitap da tam olarak bunu yapıyor: Okuyana, yaşananların hem dün hem bugün olduğunu, kadınların mücadelelerinin asla unutulmadığını hatırlatıyor.
Kitapla Kalın.