·288 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Ekim 2024 00:00 "MAHRU"
"Bir annesinin gözlerine bakarak büyümesi var, bir de başkalarının gönül bağlılığında. Hangisi ağır basardı terazide? Kimlerin dizlerinde sallandı kimlerin dizlerinde uyuyakaldı olanlardan habersiz. Hazzettiği ya da etmediği şeyleri kim bilirdi ? Kim düşünürdü ? Kim dikkat ederdi annesi kadar..."
Hayat bazen hiç hesap etmediğimiz şekilde sınar bizi. Çocuk yaşta yaşanan kayıplar, kalpte kapanmayan yaralar açar. Ama aynı zamanda o kalbe, en umulmadık anda bir ışık düşer. Bazı insanlar vardır, hayatımıza uğrar ama izleri bir ömür kalır. Onlar, içimizde bir sır olur; sustukça büyür, gizlendikçe derinleşir. Kalbimizin en kırılgan köşesinde saklı duran, dillendirilemeyen ama yaşanan bir hikâye gibi…
Emre’nin hikâyesi de tam böyle başlıyor. Küçük yaşlarda annesini kaybeden, anne sevgisinin kokusuna ve şefkatine hasret büyüyen bir çocuk… Yüreği, eksikliğin hüznüyle örülmüşken, Kanlıca Ortaokulu’nda gördüğü bir bakış onun hayatını bambaşka bir yola sürüklüyor. Bir çift gözde kaybolmak, bir tebessümde baharı bulmak, bir sesle yeniden yaşadığını hissetmek…
Babası tayin sebebiyle uzaklara gittiğinde, Emre dedesinin köyüne yerleşir: Hazan Köyü. İşte burada, yüreğine kazınacak bir isimle tanışır: Mahru.
O günden sonra Emre’nin kalbinde hiç sönmeyen bir ateş yanmaya başlar. Çocukluk safiyetiyle başlayan hisler, yıllar geçtikçe derin bir sevdaya dönüşür. Ama bu sevda, hep saklı kalır; Emre’nin yüreğinin mahzenlerinde, gizli bir sır gibi…
Lisede yolları ayrılır; ama kader, hiç umulmadık bir anda onları yeniden buluşturur. Mahru’nun kuzeni sayesinde tekrar karşılaşırlar. Emre, artık kalbine sığmayan duygularını dile getirir. Adı konmamış bir arkadaşlık başlar aralarında. Ne eksik ne tam… bir bekleyiş, bir umut, bir sır…
Sonra hayat yine yollarını ayırır. Ama kader bu defa da susmaz; üniversite yıllarında aynı şehirde buluşurlar. Emre için bu, tarifsiz bir mutluluktur. Çünkü ne kadar zaman geçerse geçsin, onun gönlüne Mahru’dan başka sevda düşmez. Her bakışta, her tebessümde, her hatırada yeniden canlanan bir sevda… Şimdi ise en büyük soruyla yüzleşir:
Yüreğinde taşıdığı Mahru’ya bu sevdasını söyleyebilecek mi? Yoksa suskunluğu, onun kaderi mi olacak?
“Mahru” bir aşk hikâyesinden çok daha fazlası… Yarım kalmışlıkların, çocukluk travmalarının ve insanın içindeki boşluğu sevda ile doldurma çabasının romanı. Aynı zamanda aile bağlarının, kayıpların ve yalnızlıkların da romanı. Emre’nin babasıyla ilişkisi, yaşadığı hayal kırıklıkları, hayata rağmen dimdik durma çabası; kitabı sadece bir aşk hikâyesi olmaktan çıkarıyor. Her satırında insanın kalbine dokunan bir hüzün ve umut var.
Mahru, sadece bir isim değildir; güzel seven bir adamın, Emre’nin hikâyesidir. İçinde kaybı, özlemi, hüznü, kavuşmayı ve bekleyişi barındıran bir yolculuktur.
Kim bilir, belki de bu hikâye hepimizin yüreğinde bir yerlerde taşıdığı, adı konmamış sevdaların en dokunaklı yansımasıdır…
Belki de bu, hepimizin içinde bir yerlerde saklı duran sevdaların hikâyesi…
Kitapla Kalın.