"MAHRU"
"Bir annesinin gözlerine bakarak büyümesi var, bir de başkalarının gönül bağlılığında. Hangisi ağır basardı terazide? Kimlerin dizlerinde sallandı kimlerin dizlerinde uyuyakaldı olanlardan habersiz. Hazzettiği ya da etmediği şeyleri kim bilirdi ? Kim düşünürdü ? Kim dikkat ederdi annesi kadar..."
Hayat bazen hiç hesap etmediğimiz şekilde sınar bizi. Çocuk yaşta yaşanan kayıplar, kalpte kapanmayan yaralar açar. Ama aynı zamanda o kalbe, en umulmadık anda bir ışık düşer. Bazı insanlar vardır, hayatımıza uğrar ama izleri bir ömür kalır. Onlar, içimizde bir sır olur; sustukça büyür, gizlendikçe derinleşir. Kalbimizin en kırılgan köşesinde saklı duran, dillendirilemeyen ama yaşanan bir hikâye gibi…
Emre’nin hikâyesi de tam böyle başlıyor. Küçük yaşlarda annesini kaybeden, anne sevgisinin kokusuna ve şefkatine hasret büyüyen bir çocuk… Yüreği, eksikliğin hüznüyle örülmüşken, Kanlıca Ortaokulu’nda gördüğü bir bakış onun hayatını bambaşka bir yola sürüklüyor. Bir çift gözde kaybolmak, bir tebessümde baharı bulmak, bir sesle yeniden yaşadığını hissetmek…
Babası tayin sebebiyle uzaklara gittiğinde, Emre dedesinin köyüne yerleşir: Hazan Köyü. İşte burada, yüreğine kazınacak bir isimle tanışır: Mahru.
O günden sonra Emre’nin kalbinde hiç sönmeyen bir ateş yanmaya başlar. Çocukluk safiyetiyle başlayan hisler, yıllar geçtikçe derin bir sevdaya dönüşür. Ama bu sevda, hep saklı kalır; Emre’nin yüreğinin mahzenlerinde, gizli bir sır gibi…
Lisede yolları ayrılır; ama kader, hiç umulmadık bir anda onları yeniden buluşturur. Mahru’nun kuzeni sayesinde tekrar karşılaşırlar. Emre, artık kalbine sığmayan duygularını dile getirir. Adı konmamış bir arkadaşlık başlar aralarında. Ne eksik ne tam… bir bekleyiş, bir umut, bir sır…
Sonra hayat yine yollarını ayırır. Ama kader bu defa da