Öncelikle herkese kitaplarla dolu güzel günler dilerim - nitekim benim tek gayem de bu. Bugün sizlerle birlikte üzerinde duracağımız ve incelemesini okuyacağınız kitap dünya klasiklerinden Lewis Carroll 'ın bir romanı. Aslında ilk baş Alice Harikalar Diyarında 'nın incelemesini okumanız daha makbul olurdu çünkü serinin başlangıç kitabı o dur fakat ben öncelikle bununla başlamak istedim çünkü bugüne kadar Harikalar Diyarı temalı ve uyarlaması olarak okuduğum her şeyi bir araya getirmek gibi bir çabaya düştüm. Yani anlayacağınız üzere bu kitabın incelemesi de orada olacak zaten o sebeple de tersten işe başladım zaten.
Gelgelelim bu seferki kitabımızın konusuna: Alice'in Harikalar Diyarı'na yaptığı masalsı ve uçuk macerasından sonra yeni istikameti Ayna Dünyası. Sonsuz bir hayal gücüne sahip küçük kahramanımızın rüyaları onu bu kez de bambaşka bir evrene götürüyor ve bu seferki amacı satranç tahtası şeklinde düzenlenmiş Ayna Dünyası'nda sona ulaşabilmek. Serüvenine bir piyon olarak başlayan Alice tahtanın son karesine ulaştığı taktirde Kraliçe olabilecek fakat bunun için tüm tahtayı kat etmeli ve önüne çıkan her engeli aşması gerekmektedir. Çılgın ve destansı macerasında ise ona kırmızı ve beyaz taşlar eşlik edecek ; Kraliçeler, şahlar, süvariler ve çok daha fazlası bizleri bekliyor.
Lewis Carroll 'ın doğaçlama olarak yaratmış olduğu Alice Harikalar Diyarında 'nın aksine Aynanın İçinden çok iyi şekilde planlanarak yazılmış. Hikaye ilk kitabın kaldığı yerden 6 ay sonrasından başlıyor ve bunun Alice'in son macerası olduğunu görüyoruz.
"Deliliğin içindeki düzen." eğer biri benden tek cümleyle Alice evrenini anlatmamı isteseydi ona vereceğim cevap bu olurdu. Her iki hikayede fazlasıyla çılgın ve bir o kadar da kafa karıştırıcı fakat bize "saçma" olarak gözüken her şeyin Harikalar Diyarı sakinleri için bir anlamı var çünkü onlar tüm o mantıksızlıklar içinde kendi mantıklarını yaratmışlar. Yine de yalan olmasın Alice'in onlarla kurduğu bazı diyaloglar cidden insanın sinirlerini geriyordu şahsen ben orada, onun yerinde olsaydım nice kavgalar çıkartmıştım. O yüzden kahramanımızın olayları benim yapacağımdan çok daha iyi şekilde idare ettiğini gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Bu kitabın planlanarak yazıldığından bahsetmiştim daha önce, buna birkaç örnek verecek olursam eğer ;
- Öncelikle o dönemin Britanya satranç takımları İngiliz renklerine uygun olarak kırmızı ve beyaz renkteydi tıpkı hikayede de taşların o şekilde olduğu gibi. Ayrıca vezire "Kraliçe" denirmiş yani bu da tüm o Beyaz Kraliçe ve Kırmızı Kraliçe olaylarını açıklıyor.
- Ayrıca satranç taşlarının oyundaki hamlelerine uygun davranışlar sergilediğini fark ettiniz mi? Mesela vezirler ya da buradaki versiyonlarıyla Kraliçer istedikleri gibi hareket edebilirler zaten her iki Kraliçe'nin de bu rollerini hakkıyla yerine getirdiklerini görebilirsiniz. Atlar "L" şeklinde gider Süvari ise sürekli sağa ve sola düşüyor ve bu şekilde de sanki her seferinde bir "L" yi tamamlamış oluyor. Ya da Şahlar çoğunlukla uyuklamakta çünkü satrançta da Şah'lar genellikle en arkada, güvende tutulur ve ancak hamlelerin sonuna gelindiği vakit harekete geçerler.
- Alice, macerası boyunca pek çok çocuk şiiri kahramanıyla karşılaşıyor : Mors balığı ve Marangoz, Hamdi Damdi ve Tek Boynuzla Aslan gibi. Şimdi biz onları elbette ki tanımıyoruz eğer ki bir İngiliz çocuğu bu kitapları okusaydı eminim konulara daha çok hakim olurdu fakat yine de gerçek hayattan parçalar taşıması kitabı kesinlikle daha özenli kılmış.
- Lewis'in her iki kitabında da pek çok şiir, tekerleme ve şarkı mevcut. Yazarımız saçma şiirler yani nonsense şiirlere oldukça düşkündür. Lewis Carroll ’ın nonsense şiirleri (örneğin “Jabberwocky”) görünürde anlamsızdır: uydurma kelimeler, dil oyunları, mantıksız durumlar… Ama dikkatli bakıldığında dilsel, ritmik ve mantıksal bir yapı vardır. Yani yine kapı mantıksızlıkta ki mantığa çıkıyor anlayacağınız üzere.
Şimdi bakınca yine ve yeniden ipin ucunu kaçırarak oldukça uzun bir inceleme yazmış olduğumu fark ettim. Aslında daha da uzatabilirim, neticede benim bu beynim ve durmak bilmeyen çenemin gerçek potansiyelini görmeye henüz nail olamadınız ama olmayın da zaten benden soğumanızı istemem çünkü. Başımdan geçen ufak bir olaya da değindikten sonra o çok beklediğiniz kapanışa geçeceğim nihayet, lütfen sabırlı olmaya devam edin.
Şimdi ister inanın ister inanmayın ama ben geçen gece şöyle bir olay yaşadım. Öncelikle ay sonu gelmiş olmasına rağmen son dakikada bu seriyi okuma kararı aldıktan sonra sırf Ağustos bitmeden bunları yetiştirebilmek için harıl harıl kitap okuyordum. Böylelikle Alice Harikalar Diyarında ile Aynanın İçinden 'nin üst üste gelmesi kaçınılmaz oldu. Bu benim için biraz fazlaydı açıkçası. Her iki kitap da hem masal hem de klasik kategorisine giriyor yani çift katmanlılar. Fakat masal kısmı benim yer yer uykumu getirirken klasik kısmı da biraz zorlanmama neden oluyordu (çok klasik okuma deneyimim olmadığını da buradan üzülerek belirtiyorum). Zaten mantıksız doğasının da beynimi parça parça kuşatması aklımı bir hayli puslu, tuhaf bir hale sokmuştu. Gece vakti düştüğüm o uykuyla uyanıklık arasında ise sürekli kabus gibi Alice'in maceralarından kesitler görür oldum. İşte okuduğun kitabı yaşamak diye ben buna derim, gerçekten de çok sıradışı bir deneyimdi benim için.
Evet şimdi de o vadedilmiş kapanış bölümüne gelmiş bulunuyoruz. Kitap kesinlikle hoşuma gitti, satranç sevdiğim bir oyundur ve tamamen bu oyun üzerine kurulu, taşların insanlar gibi hareket ettiği ve hepsinin Alice'in maceralarıyla harmanlandığı bu dünya gerçekten büyüleyiciydi.
Yer yer hoşuma gitmeyen ve okurken sinirlendiğim anlarda yaşadım fakat genel tabloya baktığım zaman şüphesiz ki yine de sevdim. Lewis Carroll 'ın kitapları arasından bir favori seçmem gerekseydi de eğer bu, asıl hikaye, yani Alice Harikalar Diyarında olurdu ama kararım sizi yanıltmasın derim çünkü buna sebep biraz da benim çocukluğumda saklı. Ben o masalla büyüdüm haliyle asla vazgeçemeyeceğim kadar değerli benim için ama belki siz bu macerayı daha çok seversiniz kim bilir. Bundan emin olmak için yapmanız gereken tek şeyse Alice ile Ayna Dünyası'nda ki satranç tahtasında bir serüvene atılmak.