Lange'nin 1866 yılında yayımladığı bu eseri 19. yüzyıl felsefesinin en etkili eserlerinden biri olarak kabul ediliyor. Yeni-Kantçı bir filozof olan Lange, bu anıtsal eserinde materyalizmin Antik Yunan'dan kendi dönemine uzanan seyrini titizlikle incelerken, aynı zamanda bu felsefi akımın sınırlarını ve güncelliğini Immanuel Kant'ın eleştirel felsefesi ışığında sorguluyor.
Malesef ülkemizde Albert Lange pek bilinmiyor. Bu kadar kapsamlı bir kaynak kitabın tarihin tozlu sayfalarında yıllanmış şarap gibi keşfedilmeyi beklemesi üzücü, özellikle yoğun çalışma dönemimde dahi elimden bırakamadan okuduğum için bu kitabın ülkemizde değer görmemiş olmamasına üzüldüm.
Eserin temel tezi, materyalizmin doğa bilimlerinin gelişimi için vazgeçilmez bir yöntem ve ilke olduğunu kabul etmekle birlikte, her şeyi açıklayabilen mutlak bir dünya görüşü (metafizik) olma iddiasını reddetmesidir. Lange'e göre, materyalizm ve idealizm arasındaki kadim felsefi çatışma, aşılamayacak bir ikilemdir ve her iki görüş de gerçekliğin yalnızca bir yönünü temsil eder. Biraz daha açıklayıcı olmam gerekirse Lange eserini iki ana eksen etrafında şekillemiş:
Materyalist düşüncenin tarihsel bir dökümü ve bu düşüncenin felsefi bir eleştirisi.
1) Tarihsel İnceleme: Kitap, okuyucuya materyalizmin kökenlerinden itibaren kapsamlı bir yolculuk sunuyor. Antik Yunan'da Demokritos ve Epikuros'un atomculuğuyla başlayan bu yolculuk, Orta Çağ'daki bastırılmışlığını, Rönesans ile yeniden canlanışını ve 17. ile 18. yüzyıllarda La Mettrie, d'Holbach gibi düşünürlerle ulaştığı zirveyi detaylandırır. Lange, bu tarihsel süreci sadece bir felsefi doktrinler geçidi olarak değil, aynı zamanda bilim, din ve toplum arasındaki karmaşık ilişkiler ve çatışmalar bağlamında ele alır.
Eserin en özgün yönü, materyalizme yönelttiği Kantçı eleştiridir. Lange, Kant'ın "fenomen" (görüngü) ve "numen" (kendinde şey) ayrımını temel alır. Ona göre, bilimsel materyalizm, deneyimlediğimiz ve duyularımızla algıladığımız fenomenal dünyayı açıklamak için en güçlü araçtır. Ancak materyalizm, bu dünyanın ötesindeki, aklımızın ve duyularımızın yapısından bağımsız "kendinde gerçekliğe" (numen) dair bir bilgi iddiasında bulunduğunda kendi sınırlarını aşmış olur. Lange, insan zihninin, deneyimi belirli kategoriler (zaman, mekan, nedensellik vb.) aracılığıyla yapılandırdığını, dolayısıyla bizim için "nesnel" olan dünyanın aslında zihnimizin yapısal özellikleriyle şekillendiğini savunur. Bu nedenle, bilincin veya zihnin tamamen maddeye indirgenebileceği iddiası, kendi içinde bir çelişkidir; çünkü madde hakkındaki tüm bilgimiz zaten bilinç aracılığıyla edinilmektedir.
2) Materyalizmin Değeri ve Tehlikeleri: Lange, materyalizmi toptan reddetmez. Aksine, bilimsel yöntemin temel taşı olarak materyalizmin önemini ve batıl inançlara, dogmatizme karşı mücadelesindeki tarihsel rolünü takdir eder. Ancak, 19. yüzyılda popüler olan kaba ve dogmatik materyalizmin (örneğin Ludwig Büchner gibi düşünürlerin savunduğu), insan deneyiminin etik, estetik ve dini boyutlarını göz ardı eden, indirgemeci bir yaklaşıma dönüştüğünü ve bunun tehlikelerine dikkat çeker. Ona göre "ideal" olan, yani sanat, ahlak ve şiir, insan hayatı için en az maddi gerçeklik kadar önemlidir ve materyalizm bu alanlarda yetersiz kalır.
Kitap hakkında biraz araştırma yaptığımda karşıma ilk şu bilgi çıktı: "Materyalizmin Tarihi", yayımlandığı dönemde ve sonrasında derin izler bırakmıştır. Başta Friedrich Nietzsche olmak üzere birçok düşünürü derinden etkilemiştir. Nietzsche'nin "perspektivizm" düşüncesinin ve mutlak hakikat iddialarına yönelik eleştirisinin gelişiminde Lange'in eserinin önemli bir rolü olduğu kabul edilir. Ayrıca, Marburg Yeni-Kantçı Okulu'nun şekillenmesinde de kilit bir metin olmuştur."
Yani demem odur ki Albert Lange'in eseri, materyalizmin zengin ve çalkantılı tarihini gözler önüne sererken, aynı zamanda felsefenin en temel sorularından birini sormayı da ihmal etmemiş: "Bilgimizin sınırları nelerdir ve bu sınırlar dahilinde dünya hakkında ne tür iddialarda bulunabiliriz?"
Kitap, materyalizmi hem bir bilimsel zorunluluk hem de bir felsefi kısıtlılık olarak dengeli bir şekilde ele almasıyla, günümüz felsefe tartışmaları için de önemini koruyan bir başyapıt niteliğinde bir eserdir benim nezdimde.