·360 syf.··Beğendi
···Okunma: 02 Eylül 2025 00:00 "DAHA DÜN GİBİ"
Zaman, herkes için aynı hızla akar mı gerçekten?
Eser, günümüz insanının kafa karışıklığını, değişime karşı direncini ve kadim insanlık hallerini fütüristik bir anlatıyla ustalıkla sorguluyor. Bilimkurgu türünün ötesine geçerek insan ruhunun derinliklerine inmeyi başaran, çok katmanlı bir roman olarak karşımıza çıkıyor. Yazar, 1960’lardan beri tartışılan “ölümden önce bedeni dondurmak ve gelecekte yeniden hayata dönmek” fikrini merkeze alıyor ve hikâyeyi farklı gezegenlere de taşırken hem psikolojik hem de felsefi katmanlar sunarak kendi değer yargılarımızla yüzleşmeye davet ediyor bizleri.
“Ölümsüzlük istemek bencillik mi, yoksa yeni bir hapis mi?” sorusu sayfalar arasında tekrar tekrar yankılanıyor.
Başarılı yazar Can’ın hayatını kalemiyle kazandığı sırada karşılaştığı ölümcül hastalık, onu sıradan bir sonla değil, zamana meydan okuyan bir hikâyeye sürüklüyor. 2022’de henüz 42 yaşındayken, o günün teknolojisiyle dondurulan Can, 2191 yılında yeniden hayata döndürülüyor. İnsanın iç dünyasına, zamanla değişen yalnızlık ve boşluk duygusuna dair güçlü bir portre çiziliyor böylelikle.
Kitap, adından ve uzak gelecekte geçen olay örgüsünden dolayı ilk bakışta bir bilimkurgu gibi görünse de, aslında bugünün ve yarının psikolojisini bir araya getiriyor. Can’ın yaşadığı deneyim, modern insanın zamana karşı duyduğu çaresizlik, ilişkilerdeki kopukluk ve yaşamın hızına yetişememe hissini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Yazar, insan ruhunu teknolojinin getirdiği olanaklarla bir araya getirerek, “gelecekte insan olmak” sorusunu sorgulatıyor.
En çarpıcı yönü ise, kitapta zamanın sadece kronolojik bir ölçü değil, aynı zamanda psikolojik bir deneyim olarak işlenmesi. Can, kendi geçmişi ve geleceği arasında gidip gelirken, bizlerde kendi yaşamımızdaki “daha dün gibi” hissettiğimiz anlarla yüzleşiyoruz. Bu sayede kitap, yalnızca bir geleceği hayal ettirmekle kalmıyor, bugünün insanına dair içsel bir aynaya dönüşüyor.
Hikâyede “başka bir dünyada yeniden başlama” hayali, bizleri sayısız soruyla karşı karşıya bırakıyor:
Sevdiklerimizi bir çırpıda unutabilir miyiz, yoksa onların anıları sonsuza kadar bizi hapis mi tutar?
Bu dünyada bizi takip eden kötüler, başka bir dünyada peşimizi bırakacaklar mı?
Bizler, kitap boyunca neredeyse 300 yıllık bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Gelecekteki yaşam şartlarına şaşırıyor, bazen de gülüyoruz. Değişim değişmeyen tek şeymiş gibi görünse de, asıl sabit kalan değerler insanın ve toplumun kendisi oluyor. Kaotik bir akışın içinde saklı kalmış düzen ve paternleri, Arduman ustalıkla ve ince bir mizahla gösteriyor. Kitapta beni en çok etkileyen detay ise kahramanın sevimsizliği oldu. Okurken “Yahu herkesin hayatında en az bir tane böyle kişi var” diye düşündüm, sonra fark ettim ki… acaba o kişi ben miyim? İşte Daha Dün Gibi, okuru ters köşelere yatıran, kendi hayatını sorgulatacak bir roman.
Kitabı bitirdiğinizde, en çok takıldığınız soru muhtemelen şu olacak: “Gerçekten başka bir zamana uyanmak ister miydim?”
Zamanın geçiciliğini, hayatın değerini ve insan psikolojisinin zamana karşı mücadelesini anlatan, çok katmanlı ve düşündürücü bir eser. Eğer siz de hem insan ruhunun derinliklerine inen hem de teknolojinin insan hayatındaki yerini sorgulatan bir okuma deneyimi arıyorsanız, bu kitap tam size göre.
Hayat geçiyor; ama anılar, duygular ve deneyimler her zaman “daha dün gibi” kalıyor…
Kitapla Kalın.