Sanıyorum ama Kısa Süren Saltanat'ı niye yazdığım sorulacaktır.
Belki bu soruyu sen kendin soracaksın. Çok güzel bir hanım anımsıyorum. İki kızı ona bebeklerin nereden geldiğini sormuş. Büyük bir sabırla çocuklara anlattıktan sonra sormuş:
"Anladınız mı?"
Kendi aralarında bir süre fısıldaştıktan sonra kızların büyüğü, "Ne yaptığınızı anladık da niye yaptığınızı anlayamadık," demiş.
Arkadaşım bir süre düşündükten sonra çıplak gerçeği söylemiş: "Çünkü bunu yapmak güzel bir şey." Bu kitap için de verebileceğim yanıt bu olacak. Çünkü bu kitabı yazmak güzeldi. Okur, okurken oyun oynuyormuş gibi bir tat duyarsa onu yazarkenki duygularımı anlayabilir.
Mektuplarda Bir Yaşam (s.308)
John SteinbeckJohn Steinbeck eserlerinde ekseriyetle sıradan insanları, işçi sınıfının gündelik yaşamını, ekonomik mücadeleleriyle birlikte insan ilişkilerini anlatıyor. Doğa–insan, insan–insan ve insan–toplum ilişkileri ön plana çıkarken, Steinbeck dramatik bir gerçekçiliği vurguluyor. . Kısa Süren Saltanat ’la, yazar farklı bir yönünü ortaya koyuyor, mizahi, hiciv dolu bir anlatımla Fransız siyasetini bir sahneye çeviriyor. Kitabı okurken bazı bölümlerinde tiyatro sahnesi gibi ironik gözlemleriyle okuyucusunu düşündürürken güldürmeyi başarıyor. John Steinbeck’in 1957 yılında yayımladığı Kısa Süren Saltanat yazarın tek siyasi hiciv romanı olarak biliniyor.
Romanın başkahramanı Pippin Fransa’daki siyasi kriz sırasında partilerin çareyi monarşiyi geri getirmekte görmesi ve soyunun eski hanedanlara dayandırılmasıyla isteği dışında kral ilan ediliyor. Ve saltanatı isminden de anlaşılacağı gibi son derece kısa süreli, kırılgan ve trajikomik bir maceraya dönüşüyor.
Paris’te yaşayan amatör gökbilimci Pippin sıradan bir hayat sürerken birdenbire siyasetin ve bürokrasinin karmaşık dünyasına giriyor. Bu durum, onun ailesinin, toplumun ve bürokrasinin beklentileriyle kendi sade yaşam isteği arasında sıkışmasına yol açıyor.
IV. Pinpin‘in Fransız krallığında Steinbeck, politik karmaşa, toplumsal sınıf farkları ve bireysel zaafları ironik bir dille konu ediniyor. Okurken bu serüvende bir yandan eğlenceli olayları, diğer yandan siyasetin iç yüzüne dair düşündürücü ayrıntıları da gösteriyor.
“Elysee balo salonunun yalnız duvarları aynalarla kaplı olmakla kalmaz, tavanında da aynalar vardır. Bu yüzden orada sanki kırk iki parti lideri değil de, binlerce parti lideri varmış gibi görünüyordu. Her havaya kalkan yumruk elli yumruk oluyor, kaba ayna yüzeylerinden yankılanan sesler de çevreye büyük kalabalıkların sesini yayıyordu.”
Alligator adlı mizah dergisi, mevcut durumun devam etmesini önerir; çünkü parti liderleri sahneden çekildiğinden beri hiçbir ulusal kriz çıkmamıştır.Cumhurbaşkanı Sonnet, Elysee Sarayı’nın banyosunu delegelerin hizmetine açtı, fakat kirli çamaşırlarından sorumluluk alamayacağını açıkladı.”
Bu üç alıntıyı, kitaptaki hicvin güçlü örnekleri arasında gördüğüm için ekledim. Siyaset kurumunun ve siyasilerin ne kadar işlevsiz, ne kadar kısır ve ne kadar gülünç olabileceğini çarpıcı biçimde ortaya koydukları için.
Steinbeck’in gündelik hayatla, siyasetin absürtlüğünü buluşturan romanı politik taşlamaları sevenler ismi gibi kısa sürede keyifle okuyacaktır.
Herkese keyifli okumalar…