“ Evet, çürüme, bozulma yolundayım ve ikide bir suyla dolan hücrede yaşasam da yine kaçıyorum, yine özgürlük yolundayım. Kimse bu gerçeği inkar edemez ya.” (s.206)
26 Ekim 1931 tarihinde Henri Charrière, haksız yere aldığı kürek cezası günlerini yalın, içten ve sürükleyici bir dille otobiyografik romanı, Kelebek ‘te anlatıyor. Kelebek sanki karşısında oturup onu dinliyormuş hissi veriyor. Yayımlandığı dönem kitabın yayıncısı Kelebek’teki metnin yalnızca küçük düzeltmelerle yayımlandığını ve anlatılanların gerçekliğine kefil olduğunu açıklıyor. Zira kitabı okuyan gerçekliğini sorgulayacaktır. Kelebek öyle bir hayat kaleme alıyor ki okurken hikayenin vuruculuğu karşısında böyle bir hayat yaşanamaz dedirtiyor. Yine de satırlarında özgürlüğün yakıcı nefesini derinden hissettiriyor.
Paris’te ağır ceza yargılamasıyla başlayan eserde Kelebek haksız yere cinayetle suçlanıyor, delil yetersizliğine rağmen jüri müebbet kürek kararı veriyor. Charriere yani Kelebek ömür boyu cezasını çekmek için Fransa’nın denizaşırı sömürgesi olan Guyana’ya doğru yola çıkarılıyor. Yolculuktan itibaren macerası da başlıyor. Akabinde defterler boyunca kaçış teşebbüsleri sahneye çıkıyor, yolculuklar, tüpler, sığınaklar, adalar ve limanlar eşliğinde özgürlük arzusunu sürekli diri tutuyor.
Bu soluksuz serüveni edebi süslerden uzak, yalın ama çarpıcı bir dille aktarıyor. Hayat hikayesinde hapishane yaşamının acımasız koşullarına tanık olurken, diğer yandan insan iradesinin sınırlarını keşfe çıkarıyor. Böylece Kelebek kararlılıkla ayakta duran bir insanın portresini bütün sadeliğiyle çiziyor.
Kelebek özgürlüğü için mütemadiyen kanat çırpıyor, zincirlerden kurtulmak istiyor. Mahlası olan Kelebek ana temasındaki özgürlük arzusunun hakkını veriyor. Anlatısı da defterler biçiminde adım adım açılıyor. Kelebek kimliğinin her defasında yeni bir özgürlüğe kanat çırpışını gösteriyor.
Kitaba dair yaşanılan güçlükler, yaşatılan zorluklara rağmen en tutkulu bulduğum yanı insanın en ağır koşullar karşısında bile vazgeçmeyen, yenilgiyi kabullenmeyen ruhunu Charriere, bitmek bilmeyen mücadelesini her düşüşün ardından yeniden kalkışını müthiş bir özveriyle anlatıyor.
Kelebek, yalnızca bir kaçış öyküsünden ziyade insan onurunun, sabrın ve azmin destanı. Bu yönüyle bireysel bir hikayeden öte, evrensel bir direnç ve umut mesajı taşıyor..
Kitaptan uyarlanan Papillon 1973 ve 2017 yıllarında iki film var. 2017’de çekilen uyarlama _Charlie Hunnam ve Rami Malek’in oyunculuklarıyla öne çıkıyor fakat kitaptaki bir çok şeyden yoksun bir hikaye anlatılıyor. Dostluk teması daha yoğun hissediliyor. Kaynak olarak kitaptan besleniyor fakat kesinlikle hem hikaye ve kurgu olarak hem de konu olarak çok gerisinde olduğunu belirtmeliyim. Bu haliyle bile psikolojik atmosferi yansıtıyor.
Charrière’nin sıcak anlatımı, okuru derinden etkilerken özgürlüğün kıymetini yeniden hatırlatıyor. Kitapta yaşananların gerçekliğine ikna ediyor fakat yine de ufakta olsa insana, “Bir kişi ömrü boyunca bu kadar çile çekse akıl sağlığını nasıl koruyabilir?” sorusunu sorduruyor. Her şeye rağmen Kelebek, ömrü boyunca taşıdığı simgesiyle sayfaların üzerinde kanat çırparak insana şunu anlatıyor:
Özgürlüğün kanatlarında azim ve kararlılık olunca
İnsan, zincirler içinde bile hayalini uçurabilir.
Herkese keyifli okumalar.