Sevgili okurlar,
Bugün size çok güzel bir kitapla en sevdiğim tabloyu beraber değerlendirmek istiyorum.
Çünkü İvan İlyiç'in Ölümü 1886 yılında yazılmış olmasına rağmen bundan yaklaşık 200 yıl önce Peter Brugel tarafından resmi yapılmıştır sanki, En sevdiğim tablo da işte bu Pieter Brugel’in ikarus’un Düşüş’ü tablosudur.
O kadar tablodan en sevdiğin tablo bu olamaz dediğinizi duyar gibiyim, fakat benim gibi düşünen sadece birinden bu tabloyu dinleyin o zaman “Kimi resimleri, onları gördüğüm müzelerin bulunduğu kentlerle bağdaştırma eğilimim vardır benim. Örneğin, Ikarus'un Düşüşü tablosu sergilendiği kent olan Brüksel'e daha çok bağlanmamı sağlamıştır. Bu son derece müthiş tablonun alışılmadık havasıyla hemen oracıkta, ne zaman istesem görebileceğim kadar yakınımda duruyor olması, bana eşi bulunmaz bir lüks gibi gelir: Varlığı beni rahatlatan, çok sevdiğim bir dostumdur o sanki. " İdil Biret
Peki bu tablo ile kitabın ortak noktası ne diyecek olursanız ilk önce icarus’u bir tanıyalım: ikarus usta bir heykeltraş ve mucit olan Dedalus’un oğludur. Dedalus ve oğlu İkarus, Kral Minos’un emirlerine karşı geldikleri için labirente hapsedilir.
Babası Dedalus ikarus’u kurtarmak için yaptığı balmumu kanatlarla güneşe doğru uçmasını sağlar. Babasının: 'Ne çok yüksekten ne de çok alçaktan uçma.' uyarısına rağmen hırsı yüzünden güneşe fazla yaklaşır ve mumların erimesi sonucu düşer. Bu düşüşünü Peter Brugel Felemenkçe bir sözden ilham alarak (“En de boer… hij ploedge voort.” her ne kadar (ve çiftçi…tarlasını sürmeye devam etti) anlamına gelse de tercümanlar genelde “sen ölüyorsun diye sabanlar durmaz.” diye çevirir) alışılmışın dışında bir yorum getirir. Şöyle ki : ikarus suda sadece ayakları gözükür ölmek üzeredir ancak çevredeki insanlar tamamen ilgisizdir: Bir köylü tarlayı sürmeye, bir çoban sürüsüne bakmaya,bir balıkçı oltasını atmaya devam eder eserin en dikkat çekici ve yorumlanmaya açık yönü budur.
Kitaba gelecek olursak kitap İvan ilyiç’in ölüm haberinin mahkeme arkadaşlarının arasında duyulması ile başlar. Birisi terfisini, birisi boşalan yere bir akrabamı getirsem acabayı, birisi malı mülkü varmıydı, birisi ben zaten kalkamayacağını biliyordum gibi tepkilerle tamamen günümüzde olduğu gibi duygusuz ve bencilce yaklaşırlar.
Kitabın ilk bölümü bu şekilde bittikten sonra diğer kısmında İvan ilyiç’in saygın, toplumun değerlerine uygun yaşamaya çalışan, ama hayatının sonuna doğru bunun boşluğunu fark eden biri olduğunu ölüm yaklaştığında ilk önce inkar eden sonra kabullenip etrafındaki insanlarında tutumundan da yola çıkarak “Belki de sürdürdüğüm yaşam, sürdürmem gereken yaşam değildir?” diyerek hayatını sorgular. Geriye kendisini gerçekten sevmeyen sağladığı statü ve gelirle ilgilenen karısı , babasının hastalığı ile ilgilenmeyen daha çok nişanlısıyla olan ilişkisi ve evlilik planlarına odaklanan bir kızı ve gerçek bir üzüntü ve sevgiyle babasına yaklaşan bir ogul bırakır.
Ama asıl bu sorguyu Lev Tolstoy bizim yapmamızı, bizlere özellikle modern toplumun üyeleri olarak hayatın sonunda ölümün olduğu hatırlamamızı, yaşadığımız hayatı sorgulamamızı, diğer insanların hayatlarının da bizim ki kadar değerli olduğunu kabul edememenin büyük bir hastalık olduğunu ve ona göre yaşamamız gerektiği yönünde bizleri uyarır.
Sonuç olarak:
Ölümün her an herkese gelebileceği için her yaştan insan başkalarının hayatınında bizim ki kadar değerli olduğunu göz önünde bulundurarak bu kitabı çok daha geç olmadan okunmalı bence, çünkü Nazım Hikmet Ran’nın “Yaşama Dair” şiirinde dediği gibi :
“Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.”
İkarus’un düşüşü : youtube.com/watch?v=5_4fmJn...
Çok teşekkür ederim, kitabı yakın zamanda çok sevdiğim bir arkadaşımın tavsiyesi ile okudum, sizde mutlaka okuyun, okutturun...ayrıca ikarusun düşüşü ile alakalı koyduğum kısa videonun tamamının linkini bırakıyorum bunuda mutlaka izleyin:
m.youtube.com/watch?v=I_PtABU...