Egalité
Bu kitaptaki öykülerde, kitabın adının da simgeleştirdiği gibi, bir şekilde içlerine dönük yaşamak zorunda kalmış, dizginlerinden kurtularak rahat ve huzurlu bir yaşama kavuşamamış, özgürlüğün tadını alamamış insanların anlatılıyor.
İlk sırada yer alan Anlat Bana, adı neon bir öykü. Eski sevgililerin yıllar sonra karşılaşmalarıyla başlayan diyalogları, erkeğin "anlat bana", "n'olur anlatsana" gibi sözlerle kadını şaşırtması, yanlış anlamaya neden olması, en sonunda da adamın herhangi bir arkadaşını uğurlar bir şekildeki tuhaf davranışıyla karşı karşıya kalıp okuyucu da şaşırıyor.
Güneşli Bir Gün'de, "çağdaş, uygar (...) ince bir torba" metaforuyla kent yaşamının "bulanıklığı, tekdüzeliği, renksizliği" ve belirsizlik yaratan karanlık bir siyasal ortamda kol gezen ölüm korkusu, gerçekliğinin çirkinliğine rağmen ince bir dille sergileniyor.
Süt Payı'nın italikli olan ikinci kısmı muhteşem. O ses "Çağırıyordu, bildiriyordu, buyuruyordu". Hangi otoritenin sesi bu? Aslında sorunun cevabı belli.
-Kitapta yer alan ama ne hikmetse içindekiler sayfasında yer almayan- Ayşe Haklı'da araları bozuk olan karı-koca var, adam içinden düşüne düşüne en sonunda bu bozulan ilişkilerinde haklı olanın karısı olduğuna kanaat getiriyor.
Akan Sularla'daysa tam tersine, nevrotik bir kadının, kızlarının eve geç gelme zannına kapılıp bu sözde gecikme durumunu bahane ederek kocasını ve kendi kendini sıkıştırıp durması enfes bir şekilde anlatılıyor. Öykü, kadının içinden de olsa ikiyüzlülüğüyle sona eriyor.
Düş Satmak adlı öykü belirli bir mekânda geçiyor. Sıkıcı, dar yaşamını türlü hayaller kurarak idare eden genç bir kız cesaret bularak ışıklı küpeler gördüğü bir dükkâna girer. Kulağı henüz delik olmadığı için satıcı bu işi yapacak oğlanın geldiği gün gelmesini ister, ama kız ısrar edince onu dükkânın altında bulunan ve oradan hiç çıkmadan çalışan egzantrik bir gençle tanıştırır. O genç, ona gelmeden önce satıcıyla kız konuşurken kızın yaşamını genel hatlarıyla duymuştur ve o yaşamı (kısıtlayıcı aile yaşamı, ünivertise hazırlık kursu vb) değil, o bodrumda kendisi gibi esrarlı bir yaşamı tercih etmesinin doğru olacağını söyler. Kız onun verdiği esrarla kendinden geçer, hayallere dalar.
Ilık, Yumuşak, Kahverengi Şeyler...dedesiyle yaşayan kız çocuğunun, onunla birlikte, artık yaşlanmış, yoksullaşmış ve hasta düşmüş Bahriye Hanım'ı ziyareti anlatılır. Dedesi gençliğinde yakışıklı ve çapkınmış, ama Bahriye Hanım evli ve çekingenmiş, dul kaldıktan sonra da açılamamış. Öykünün sonunda, dede torununa bunun yaşarken ölmek olduğunu söyler.
Dikkat! Kırılacak Eşya adlı öyküde, kendisini ziyarete gelen eski okul arkadaşı kadın karşısında kendini küçük gören, suçluluk duyan bir adamın hezeyanlarına şahit oluyoruz.
Kitabın son iki öyküsü birbiriyle ilişkili olduğu için ayrı bir bölüm olarak yee alıyor.
İlki olan Uzun Ölüm'de, bir adada kahve işleten dört arkadaşın, bir devlet bankası memuru olarak adada yaşayıp rahmetli olmuş Enis Bey hakkında yaptığı dedikodu var. Buradan yola çıkarak, bankacının, adeta bu adadaki atmosfere paralel olarak solgun ve silik bir yaşamı olduğunu, rahatlamaya karar verdikten sonra da ölüme doğru yol aldığını öğreniyoruz.
Yürekte Bukağı adlı ikincisinde, başta yer alan üçüncü günde önce yaşamda maruz kalınan büyük vuruklardan söz ediliyor. Ardından iki genç kadının bencillikleri ve bayağılıkları ortaya seriliyor. Bu arada, bir keçi bukağı metaforuyla anlatılan ipini kemiriyor. Sonra ikinci güne geçiyoruz, burada yabancı ve ünlü film artistlerinin küstah ve başıbozukluğu, yabanıllığı ve toplum yaslarını çiğnemeyi göze almayı savunurken çözümü cinselliği içeren aşkta aradıkları tartışılıyor. Nihayet ikinci günde, "görmezlikten ve bilmezlikten" gelinen şeylerle yüzleşme isteği var; anlatıcı o güne kadar düşünmemiştir, bu nedenle de korkmamıştır. Bu noktada öykü öncekindeki banka müdürü Enis Bey'e bağlanıyor; onu daha iyi anladığını, ölümüne neden olan şeyin dağılması değil, dağılırken nasıl hazırlıksız yakalandığıdır.