Han Kang – Vejetaryen
Han Kang’ın Vejetaryen romanı, küçük gibi görünen bir kararın –et yemeyi bırakmanın– bir kadının hayatını nasıl altüst ettiğini, aile ve toplum baskısının bireyi nasıl ezdiğini sert ama şiirsel bir dille anlatıyor.
Roman üç bölümden oluşuyor ve her bölüm farklı bir gözden aktarılıyor. Kocasının gözünde “garip ve itaatsiz” bir kadın, eniştesinin gözünde “bir sanat nesnesi”, ablasının gözünde ise “acı çeken bir kardeş” olarak görürüz Yeong-hye’yi. Fakat aslında onun hikâyesi, bedenini ve ruhunu geri alma çabasıdır.
Beni en çok etkileyen kısım üçüncü bölüm, yani akıl hastanesinde geçen sahneler oldu. Yeong-hye’nin toplumdan tamamen kopuşunu, yemek yemeyi reddedişini, yavaş yavaş “ağaç olma” arzusuna teslim oluşunu okumak, hem ürkütücü hem de büyüleyici bir deneyimdi. Burada Han Kang, bir kadının özgürlüğe gidiş yolunu “delilik” penceresinden göstermeyi başarıyor. Çevresindekiler onun hastalığını tedavi etmeye çalışırken, Yeong-hye aslında kendi “özgürlük biçimini” bulmaya çalışıyordu.
Roman boyunca şiddet, doğa ve özgürlük imgeleri sık sık karşımıza çıkıyor. Et, kan ve rüyalar ile ağaçlar, yapraklar ve kökler arasında sürekli bir gerilim var. Bu karşıtlık, insanın doğaya ve kendi bedenine uyguladığı şiddeti çok sert bir şekilde hissettiriyor.
Vejetaryen, kolay bir kitap değil. Rahatsız ediyor, düşündürüyor, hatta yer yer huzursuz ediyor. Ama tam da bu yönüyle çok güçlü. Özellikle son bölümdeki akıl hastanesi detayları, özgürlüğün bedelini ve toplumun gözünde “akıl hastalığı” ile “özgürlük” arasındaki ince çizgiyi çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.
Han Kang bize şunu sorgulatıyor:
Kendi bedenimizin ve yaşamımızın efendisi olabilir miyiz, yoksa her zaman başkalarının bakışları ve yargılarıyla mı şekilleniyoruz?
#k Han Kang
İsmail