Hiçbir idare, kullarını, gözdelerini ödüllendirmekte, zenginleştirmekte bu derece ileri gitmemiştir. İşte bu sebepledir ki mensupları onun uğuruna kul, kurban olurlar. Hattâ bugün toplum çürüyüp dağıldıktan sonra, onun kurmuş olduğu menfaat ağının kör düğümleri içinde kalmış olanlar ne tarafa dönmek isteseler bütün bütün bağlarını koparmak mümkün olmaz. O büyük velinimetlerine söz söyletmezler; çünkü damarlarında dolaşan kanlan kuvvetini, hayatını oradan almıştır; herbiri bir suretle onun ebedî minnettarı ve duacısıdır. O sayede ne tulumbacılar efendi, bey, paşa, nazır, mebus oldular. Ne hiçler adam sırasına geçtiler. Ne kanlı katiller cezadan muaf kılınarak el üstünde tutuldular. Masumları ezmek, haydutları yükseltmek, kabahatsizlere ceza etmek, kabahatlileri mükâfatlandırmak cemiyetin baş düsturuydu. Hasan Sabbah’ın haşgaşı gibi onun mâneviyetinde mahiyetleri değiştiren bir iksir vardı. Kötülük saçan bir büyücü gibi gözleri, vicdanları, basiretleri bağlardı. En insanca, namuslu, doğru adamları ahlâk uçurumlarına sürüklerdi, ve nasıl ki sürükledi. İttihatçıların hepsi insanlıktan nasibini almamış, vicdansız kimseler değildir. Buna şüphe yok. Fakat nasıl oldu da bu fazilet ve irfan sahibi insanlar hiç itiraz etmeden ve sorgulamadan dört beş katilin peşine takılarak izlerinden gitmek gibi büyük bir günahı işlediler? Bu kanlı yolun varacağı neticeyi göremediler?
Sayfa 5