1984’ü okurken kendimi sürekli rahatsız edici bir aynaya bakıyormuş gibi hissettim. George Orwell’in yarattığı bu karanlık dünya, aslında hayal gücünden çok daha fazlası – insanlığın neye dönüşebileceğine dair güçlü bir uyarı. Büyük Birader’in her an gözetlediği, geçmişin bile manipüle edildiği bu toplumda birey olmak, neredeyse bir suç.
Winston’ın yaşadığı içsel çatışmalar, korkuları ve umudu arayışı bana çok tanıdık geldi. Belki de en çok etkilendiğim nokta buydu: özgürlüğün ve gerçeğin değerini, onları kaybettiğimizde fark ediyor oluşumuz. Kitap boyunca “Bu kadar da olmaz” dedirten şeylerin bir kısmının, günümüzde farklı biçimlerde var olduğunu görmek de ayrıca düşündürücü.
Distopya sevenler için değil sadece, birey olmanın ne demek olduğunu sorgulamak isteyen herkes için okunması gereken bir eser. Beni hem huzursuz etti hem de uzun süre düşünmeye itti.