·160 syf.····Okunma: 26 Eylül 2025 11:16 Sanırım ideal yönetimin ne olduğu sorusu, cevabı bulunamayacak nadir sorulardan biri. Her ne kadar giriş kategorisinde olsa bile gönderme yaptığı eserlere ve bahsettiği filozoflara bakılarak bu kitabın okunması ve anlaşılması için altyapı gerektiği görülebilir. Çünkü ağır bir dili var. Kitap kendi içinde kısımlara ayrılan 5 ana bölüme ayrılır:
1. Yunan Felsefesinde Siyasal Olanın Saygınlığı
2. Kilise ve Ortaçağ Teolojisinde Siyaset
3. Modernite ve İrade Aracılığıyla Birlik (16. – 18. Yüzyıl)
4. Siyaset ve Tarihsel Güçler (19. Yüzyıl)
5. 20. Yüzyılda Siyasalın Aşınması
Kitaptan alıntıları baz alarak pek çok soru çıkarmak mümkündür. Onları da şöyle sıralayalım:
• Sf. 13-14. ‘’Yunanlar şehir işlerine karışmayan yalnız yurttaşa, başka bir deyişle başkalarına bir şey sunamayan ve iz bırakamayan, varoluşu yersiz, doğuştan sıfatı olmayan ‘’yalıtık’’, ‘’önemsiz’’ bireylere idiotes derler.’’ Düşünün ki küçük bir şehir devletinde siyasal tercihi doğrultusunda kendini ifade etmeyen bir bireye karşı bu bakış, günümüzde oy kullanmayı reddeden, ülke gündeminde toplumsal ayaklanmaya neden olan durumlarda söz konusu ayaklanmalarda yer almayan kişilere karşı bakış açısıyla nasıl bir paralellik gösterir?
• Bugün, ‘’sorumlu vatandaş’’ adı altında oy kullanmaya teşvik edilen kişilerin verdikleri oylar ne ölçüde ülke yararına oluyor?
• Demokrasi gerçekten de toplum için en ideal bir yönetim biçimi mi? Örneğin, Platon bile demokrasiyi kişinin tiranlığı olarak yorumlar.
• Devletin ortak iyiyi gözeten bir rejim ile yönetilmesine rağmen, politikalarını etik ve ahlaktan bağımsız bir şekilde yürütmesinin ortak iyiye nasıl bir hizmeti olabilir?
• Devletin ve halkın çıkarı bu bağlamda ortak mıdır?
Belki de yazarın kitapta sorduğu, üzerinde durulması gereken sorulardan biri de şudur: ‘’Siyasetin felsefesini yapanların modern tarihin trajedilerindeki payı nedir?’’ Kanımca bu soruya verilecek en mantıklı cevap şudur: Fikirlerin pratik işlevleri vardır. Bu bağlamda payları vardır, ancak fikirlerin onu uygulayan iktidarın çarpıtıp çarpıtmadığı da önemlidir. Örneğin Nazi ideologların Nietzsche’nin düşüncelerini kendine ilham almış olması, Nietzsche’yi bir Nazi olarak görmeyi gerektirmez. Çünkü filozoflar iktidarın mutlak egemenliğini frenlemek için fikirler ortaya atmışlardır:
• Locke: liberal ilkeler
• Montesqiu: Kuvvetler ayrılığı
• Kant: Ebedi barış – uluslararası hukuk ve insan hakları
Okunması için, Hobbes, Locke, Rousseau, Macchiavelli, Nietzsche, Platon, Aristo ve benzeri filozoflarının bu alandaki eserlerin okunması ve ona göre bu kitaba başlanması daha iyi olur. Diğer bir ilginç nokta yazarın kitabın başında siyasetin açlık, savaş, küresel göç, kontrolsüz nüfus artışı gibi problemlere çözüm bulamamasına değinmesi, siyasal ideolojilerin bu problemlere çözüm getirmekte başarısız olduğunu belirtmesidir. Çünkü ideolojiler kendi başlarına yeterli olmamakla kalmayıp siyasal çarkın farklı bir şekilde dönmesinden ötürü bu sorulara cevap bulamamıştır belki de. Günün sonunda –adına ne demeniz size kalmış- devlet, kişi veya kişilerin çıkarları söz konusudur.
Ayrıca bu tarz kitapların daha az akademik bir dille yazılması gerektiğini düşünüyorum. Okur bu alanda okumalar ve araştırmalar yaparak bilgi birikimini artıracak olsa da, okumanın daha kolay hale getirilmesi, bilgileri de daha kolay hazmetmesini sağlayacaktır. Böylece daha geniş kitlelere ulaşır ve tartışmalar canlılığını korur.