Belki diyeceksiniz ki, “arkadaş sen yazarın üç romanını okumuşsun, beklediğini tam olarak bulamamışsın. Dördüncüyü niye okuyorsun?” İyi de kitap okurluğu böyle bir şeydir zaten. Arayışa devam edersiniz ve bir yazarı tek kitabıyla değerlendirmek doğru olmayabilir. Onun için beklentilerimi aşmayan Dünyasızlar, Sular Üstünde Gökler Altında ve Uzakların Şarkısı’ndan sonra Butimar'ı da okudum.
Butimar, hacim olarak yazarın diğer romanları gibi 350-400 sayfa civarında bir hacme sahip. Ben bunu normalde, eğer mesaim olmasaydı herhalde üç gün içerisinde bitirirdim. Ama bir haftayı buldu okumam
Diğer romanlarına benzer şeyleri söyleyeceğim. Zaten yazarların şöyle bir durumu vardır. Kıyaslamaya tabi tutulurlar. Bu kıyaslamada ise bir, kendisine ait başka eserlerle kıyaslanır. İki, başka yazarlarla kıyaslanır. Kaan Murat Yanık'ı başka yazarlarla kıyasladığımızda elbette Türkiye'de, Türk edebiyatının yıldızlarından biri olmadığı çok açık. Dolayısıyla edebiyat tarihine girecek bir yazar olmadığını da düşünüyorum. Popüler bir yazar ve sonuçta büyük bir edebiyatçı değil.
Kendi kitaplarıyla kıyasladığımızda da çizgisini aynı ile devam ettiriyor. Demek ki halinden memnun, okurlar da memnun bu çizgisinden.
Butimar, ilk üç kitabıyla kıyasladığımda en az notu verdiğim kitap oldu. Yani 10 üzerinden 6 verebilirim Butimar'a. Artık belli bir noktadan sonra sırf bitirmek için bitirdim. Çünkü onun tarzında beğenmediğim ne varsa bu sefer adeta üzerimize boca etmiş. Daha fazlasını yapmış.
Nedir beğenmediğim şeyler? Fantastik bir roman, hatta kendi tabiriyle postmodern bir roman yazmak istemiş. Neden kendi tabiriyle diyorum? Çünkü romanın içerisine bizzat kendisini de sokmuş. Zamanın arasında bir geçiş yaptırmış. Fantastik ve postmodern bir roman yazmak istiyor. Ancak bu yaptığı, o demek değil.
Butimar'da şöyle bir şey de var. Dünyasızlar ve Uzakların Şarkısı’nda olduğu gibi yine modern zamandan başlıyor. Modern zamanda bu sefer bir psikiyatr var. Fakat halk arasındaki tabiriyle, kafadan gidik bir adam. Kendinin bir tedaviye ihtiyacı var. Ardından bir hastası ona geçmişten gelen birkaç mektup getiriyor. Ondan sonra diyor ki, “bu senin ailenle ilgili.” Güya büyük amcası, Yusuf adlı bir kişinin yaşadığı bir aşk hikayesi üzerinden kurgulanan bir şey. Ama adam mektuplardan gitmiyor. Yani rüyaya yatıyor diyelim. Senaryo ya da romanda rüyalara sığınmak kolaycılığı var. Anlattığı hikaye de pek hoşuma gitmedi. Keza kurgu da hoşuma gitmedi. Diyaloglar yine aynı. Sanki günümüz Türkiye’sindeki iki arkadaş konuşuyor. Araya “kanka” diye bir şey sokmadığı kalmış. Aynı eleştirileri getirebilirim. Israrla böyle devam ediyor. Yine geçmiş zaman. Yine Azerbaycan coğrafyası var. Anladığım kadarıyla 1907-08 yılları. Çünkü bir Rus-Japon Savaşı’ndan bahsediliyor. Yaşanan acılar kuru kuruya verilmiş. Etkileyicilik zayıf. Aforizma çok az. Karakterlerin yapısını da beğenmedim. Çoğu sığ kalmış. Yusuf'u bir anti kahraman olarak gördüm. Doğru bir kahraman modeli değildi. Sürekli görülen rüyalar, acayip tesadüfler. Örneğin modern zamandaki psikiyatrın hiç görmediği Butimar adlı biri var. Ona aşık ama rüyalarında. Kadının yüzü gözü, her şey belli ama gerçek hayatta yok. O, onu arıyor. Meğer o Butimar, büyük amcasının sevgilisiymiş. Bir Ermeni kızı. Biraz Kerem ile Aslı'ya göndermeler de var. Orada da biliyorsunuz, Aslı Ermeni keşişin kızıdır. O tür göndermeler var. Karakterler dağınık, Hrant çabucak taraf değiştiriyor. Hikayeler üstün kötü geçilmiş.
Divan edebiyatından faydalanmış. Söz gelimi, “Gel gel beru ki savm-ı salatın kazası var. Sensiz geçen ömrü hayatın kazası yok.” şiirini şerh ederek kullanmış. Birkaç şiir daha kullanmış orada. Ama ben beğenmedim. Yani yazdığı mektupları da beğenmedim. Yusuf’u da sevemedim zaten. Butimar’ın doğru dürüst görmediği Yusuf’a aşık olmasını da sevmedim. Anlattığı aşk hikayesini beğenmedim. Yusuf'un aşkını beğenmedim her şeyden evvel...
Yanık, sonunu yine bağlayamamış. Dünyasızlar ve Uzakların Şarkısı romanlarındaki tarzını, kurgu şeklini, üslubunu, diyaloglarını aynı ile devam ettirmiş.
Bu, şu demek de olabilir. Tabii ki ben burada gayet öznel bir değerlendirme yapıyorum. Bir okur olarak bu tarzı pek beğenmediğimi söylüyorum. Ama demek ki çoğunluk beğeniyor. Yazar da bundan memnun ki kendince bir üslup tutturmuş; “benim tarzım bu” diyor ve bu şekilde yazmaya devam ediyor. Ben ise Butimar’da aynı arızaların devam ettiğini gördüm.
Peki bu kitabı tavsiye eder miyim? İlk iki romanıyla ilgili söylediğim şeyleri söyleyeceğim. Biraz kafa dağıtayım, hafif bir kitap okuyayım falan derseniz okunabilir. Ama, “illa ben bir Kaan Murat Yanık kitabı okuyacağım” derseniz, Butimar’la başlamayın derim.