·200 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Eylül 2025 00:00 "DEFNE YANGINI"
"Kaybı reddetmek, kayba uğrayandan başkaca kimseyi bağlamamalı. Dışarıdakiler seyirci. Televizyondaki bir filmi izler gibi izliyorlar onları. Sonra yorumluyorlar gördüklerini, kınıyorlar veya acıyorlar, acıyorlar...
Hayat kolektifmiş sözde. Sıra bedel ödemeye geldiğinde nerede bu seyirciler?"
'Coğrafya kaderdir' sözünü duyarız hep. Peki ya insan ruhunun sınır tanımaz direnci?
Sarsıcı kurgusuyla kadınların acıdan doğurduğu direnci anlatan yazar, yalnızca bireysel yaşamları değil, toplumun kendini korumakta yetersiz kaldığı dünyaları da gözler önüne seriyor. Roman, çocukların korunmadığı dünyaların kıyılarında annelerin kendi gerçekliklerini kurmasını merkezine alıyor. Bazen bir mezarlığı oyun odasına dönüştüren anneler, bazen de karanlık dipsiz kuyulardan çıkardıkları çocuklarıyla yollara düşüyorlar. Yazar, bize bu trajik ama bir o kadar da umut dolu yolculukta eşlik ettiriyor.
Hikâye, Hodan’da dededen kalan köy evine gelen Aylin ve Semih çiftinin on yaşındaki kızları Defne’nin kayboluşuyla başlıyor. Sabahtan akşama kadar kızlarını aramakla geçen anne baba, geçmişin acı dolu anılarına da yolculuk yapıyor: Semih’in arkadaşı Gülistan’ın küçük yaşına rağmen verdiği mücadele, köylülerin acımasız tavırları, Öğretmen Kemal’in başına gelen trajik olaylar ve köyde değnekle gezen deli kadın… Tüm bu olaylar, ailenin kızını ararken karşılaştığı çaresizlik ve toplumsal yargılarla birleşiyor. “Polise neden gitmiyorlar? Nerede bu kız?” gibi öfke dolu sorular arasında, gerçeklerin yavaş yavaş gün yüzüne çıkmasıyla derinden sarsılıyoruz. Aile, kızlarını ararken sadece fiziksel mesafelerle değil, toplumsal önyargılar, köy yaşamının sert gerçekleri ve kendi içsel çaresizlikleriyle de yüzleşiyor. Karakterler öylesine gerçekçi ve insana dokunan bir şekilde tasvir edilmiş ki, onların korkularına, öfkesine ve umuduna doğrudan ortak oluyoruz. Okurken zaman zaman “Bulun artık şu kızı!” diye içimden haykırdım. Yazar, ebeveynlerin çaresizliğini ve oyalanmalarını öyle sahici ve insana dokunan bir şekilde anlatıyor ki, onların umut ve korku arasında gidip gelen yolculuğuna eşlik ediyoruz. Geçmişin yükleri ve bugünün arayışı bir araya geliyor; insanın adalet, umut ve inançla sınandığı anlar karşımıza çıkıyor.
Kadınların direnci, bu romanın en temel teması. Öyle bir direnç ki, acının ortasında hayatta kalmayı, umudu ve insanlığı yeniden inşa etmeyi mümkün kılıyor. Her sayfa, hayatın sertliği ve dayanma gücü arasındaki ince çizgiyi hissettiriyor.
Defne Yangını, adı gibi yakıcı, hikâyesi gibi sarsıcı bir eser. Acının ve çaresizliğin ortasında doğan direnişi görmek, kadının gücüne tanık olmak için mutlaka okunması gereken bir roman.
Eğer siz de toplumun kenarlarına itilmiş yaşamları, kadınların sessiz kahramanlığını ve çocukların korunmasız dünyasını anlamak istiyorsanız, bu roman sizin için vazgeçilmez bir yolculuk olacak.
İnsanın kumaşı doğru biçilmeye görsün; ne coğrafya dinler o zaman, ne de medeniyetin sınırları...
Kitapla Kalın.