Herkese merhabalar; bugün sizlere Ömür Müzeyyen Yılmaz’ın Defne Yangını kitabıyla geldim.
Bazı kitaplar vardır, ilk satırından itibaren sizi tutar ve kolay kolay bırakmaz. Defne Yangını tam da böyle bir eser. Aylin ve Semih’in kızları Defne’nin kayboluşuyla başlayan hikâye, yalnızca bir arayış değil; aynı zamanda geçmişle, toplumsal yaralarla ve bireysel çaresizliklerle yüzleşme yolculuğu.
Hodan’dan Balcıbey’e uzanan bu yolculukta, iki ebeveynin kızlarına kavuşma çabasına tanık olurken; coğrafyanın insan kaderini nasıl biçimlendirdiğini, ama asıl kederi kadınların yaşamlarına nasıl kazıdığını da okuyorsunuz. Semih’in çocukluk arkadaşı Gülüstan’ın on iki yaşında evlendirilmesi ve verdiği mücadele, sadece onun hikâyesi değil; bir toplumun görmezden geldiği gerçeği de önümüze koyuyor.
Okurken zaman zaman kızdım, “bulun artık şu kızı!” diye içimden haykırdım. Zira yazar, ebeveynlerin oyalanmalarını öyle sahici ve insana dokunan bir şekilde anlatıyor ki, siz de onların çaresizliğine ortak oluyorsunuz. Bir yandan geçmişin yükleri, diğer yandan bugünün arayışı… Ve bütün bunların arasında insanın adaletle, umutla, inançla olan sınavı.
Uzun zamandır böyle sürükleyici, hem kalbime hem aklıma aynı anda dokunan bir kitap okumamıştım. Yazarın kalemi güçlü, dili derin ve hikâyeyi anlatma biçimi ustalıkla kurulmuş. Kitabı kapattığınızda içinizde büyük bir sızı ve bir o kadar da hayranlık kalıyor.
Kaleminize sağlık Ömür Müzeyyen Yılmaz…
Okuyun, okutun, paylaşın.
Ve her zamanki gibi; kitapla kalın
#alıntılarım
• Kaybı reddetmek, kayba uğrayandan başkaca kimseyi bağlamamalı. Dışarıdakiler seyirci. Televizyondaki bir filmi izler gibi izliyorlar onları. Sonra yorumluyorlar gördüklerini, kınıyorlar veya acıyorlar, acıyorlar... Hayat kolektifmiş sözde. Sıra bedel ödemeye geldiğinde