Sebastian Fitzek ... yani sana ne diyeyim ki? Neden böyle şeyler yazıyorsun desem yazdıklarını okumayı her şeye rağmen sevdiğim için sanırım kendi psikolojimi de bir yoklamam gerekir, mağlum artık orada olmama ihtimali var. Paket , yazardan okuduğum üçüncü kitap (diğerleri Göz Koleksiyoncusu ve Göz Avcısı idi) yani Fitzek'in kalemine çok da yabancı olmadığımı söyleyebilirim. Ve diğerleri gibi bu kitaba da bayıldım hatta psikolojik yönünden Paket daha ağır olduğu için de üzerimdeki tesiri çok daha fazla oldu, hala beynim ürperiyor (evet tüylerim değil beynim, doğru okudunuz çünkü kitabın tam olarak öyle bir etkisi var. )
Emma Stein bir psikiyatrdır ve günün birinde işiyle ilgili katıldığı bir seminer sonrası ona tahsis edilen otel odasında manyağın teki tarafından saldırıya uğrar. Karanlıkta göremediği bu şahsiyet kadının saçlarını keser ve ona tecavüz eder. Fakat Emma ne yaparsa yapsın polis hatta kendi kocası dahil kimseyi böyle bir olayın yaşandığına ikna edemez, çünkü ortada pek çok tutarsızlık vardır yine de Emma kendisine yapılan şeyin de gayet farkındadır.
Daha sonraları başka kadınları da aynı yöntemle yakalayıp, saçlarını kazıdıktan sonra öldüren bu seri katile Berber lakabı verilir. Emma kendisine saldıran kişinin de bu Berber olduğundan oldukça emindir. Yine de olay sonrası psikolojisi o kadar kötü bir hal alır ki korkusundan evden dışarı atamaz hale gelerek çevresindeki her erkekten şüphe duymaya başlar. Derken birgün Berlin'in çıkmaz sokaklarından birinde saklanarak yaşadığı evine komşusu adına bir "paket" gelir. Emma başta böyle bir teslimatı kabul etmek istemez ama yakından tanıdığı postacının ısrarları üzerine paketi almak zorunda kalır. Ama Emma'nın bilmediği şey o noktadan sonra hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceği ve saklandığı günlerin artık sona ereceğidir.
Konusu böyle bir şey işte. Biz Emma'yı önce çocukluğundan tanımaya başlıyoruz (o zamanlar henüz daha 6 yaşında) sonra hala aklı başında bir kadınken psikiyatr olarak görüyoruz kendisini derken otel odasındaki o olay vuku buluyor ve ana karakterimizin hayatı bir anda tepetaklak olmaya başlıyor. Şimdi hikaye en başından beri insanı sürekli olarak gerecek şekilde yazılmış, küçük Emma'nın dolabında saklanan ve gerçekte hiç de öyle olmasa bile bir "hayalet" olarak anılan Arthur buna güzel bir örnek. Bu arada not düşeyim bu hayalet büyük gizem içinde önemli bir noktaya sahip ki başından beri kendim de bunun farkında olduğum için çok mutluyum.
Zaten sonrasında da Emma iyice paranoyak bir hal alıyor, ki bu konuda haklı da, ve diğer kurbanlarını öldürmesine rağmen kendisi hala sağ olduğu için Beber'in işini tamamlamak üzere geri döneceğine inanıyor. Ama asıl olay kitaba adını veren paketin gelişi çünkü işte o zaman aksiyon yeniden başlamış oluyor.
Bu hikayenin oldukça farklı bir yanı var o da yazarın hem okuyucunun hem de bizzat ana karakterin gerçekliğiyle oynuyor oluşu. Sebastian Fitzek bizi delirtmeye uğraşıyor anlayacağınız. Şahsen kitabın bazı yerlerinde çok şüpheye düştüm bu yüzden ama yine de büyük ters köşe beni alt edemedi, neden mi çünkü onu yenen ben oldum. Evet belki de ilk defa nedenleri ve nasıllarıyla birlikte bir katili, bir suçluyu ifşa etmeyi, doğru tahmin etmeyi başardım bu kitapla. Bu da beni extra keyiflendiriyor. Ama katil çok iğrenç bir şahsiyet ve böyle bir kişinin motivasyonunu nasıl bilebildiğime hayret ediyorum sanırım ben de sandığım kadar masum değilim demek ki nihahahahaha.
Emma'nın o hafif deli ve paronayak hallerini okumak bayağı bir gericiydi çünkü insan neyle karşı karşıya olacağını asla kestiremiyor. Hikayenin gerilim yönü çok yüksek, gizem ve polisiye kısmı ise ana karakterin dengesiz ruhsal durumu ile kombine edildiği için daha önce bu türden okuduğum kitaplardan daha farklı bir yapıya sahip. Kastettiğim şey şu ortada bir manyak var güya ama yazarın sürekli olarak Emma'yı yanıltması, gördüğü, duyduğu ve yaşadığı şeyleri sonradan yalanlaması yüzünden okuyucu hikaye boyunca hep acaba tüm bunlar gerçekten oluyor mu yoksa kadın çoktan kafayı mı yemiş diye sorgulamak zorunda kaldı. Nihayetinde ya her şey onun hayal ürünü olacaktı ya da ortada bizim göremediğimiz büyük ve bir o kadar da kirli bir resmin varlığı. Cevap ikincisi, en azından size bunu söyleyebilirim ama tıpkı benim gibi yazarın ekmek kırıntılarını takip ederek ancak katile ulaşabilirsiniz. Aslında belki de ortada ipucu bile yoktu ve sadece benim hayal gücüm hastalıklı bir şekilde geliştiği için bu sonuca vardım ama varya doğru olduğunu okuyunca inanamadım öyle bir senaryoydu yani. Şey sizi inandırmak için benim Berber'in kimliğini nasıl doğru bildiğimi de alta yazıyorum tabii ki de spoiler olarak kitabı henüz okumadıysanız o kısmı direkt atlayın lütfen.
!!! SPOİLER !!!
Şimdi biliyorsunuz ki Emma'nın küçükken Arthur adında dolabında saklanan hayali bir arkadaşı vardı, gerçi başta ondan korkuyor ve sonrasında dost olmuşlardı ama önemli olan bu değil asıl vurucu kısım Arthur'un dolaptan çıktığı an onun gerçek bir insan olduğunu anlamamız. Kafasında motor kaskı ve elinde bir şırınga tutan bayağı bayağı büyük bir adamdı bu Arthur. (düşünsenize odanızda öyle biri saklanıyor ama kimse size inanmıyor ne korkutucu olurdu). Emma 6 yaşındayken Arthur'un koca bir adam olması, yani aralarındaki büyük yaş farkı en büyük ipucumuz bu arada bunu aklınızın bir köşesine yazın. Neyse ben taa o zaman anladım işte bu sözde hayaletin hikaye için çok önemli olduğunu ve en başından beridir de Berber ile arasında bir bağlantı olması gerektiğini düşünüyordum. Çünkü hadi ama böyle kitaplarda siz ne zaman katilin ana karakterle alakasız biri olduğunu gördünüz illa bir yerden tanışıklığı çıkacak altın kural budur yani. Burada da öyle oldu zaten.
Hikayede postacısından tutun da kadının kocasına kadar herkes şüpheli listemdeydi gerçi çok fazla da karakter yoktu hani. Salim için bir sebep bulamadım, elin Türk postacısı işte. Palandt bir ara şüpheli yapılmaya çalışıldı ama bu sadece yazarın bize attığı bir yemden ibaretti, adamın sağlık durumu böyle aksiyonlara müsait değil zaten o sebeple de direkt eledim onu. Emma Phillip'i malum şekilde yakalayınca aslında bayağı oluru vardı bu işin ama ben yine de katilin o çıkması durumunda Arthur meselesinin havada kalacağını düşünüyordum ve katilin ısrarla aynı kişi olduğunu savunduğum için de hayır kocası olamaz dedim. Yaş mevzusu burada en çok gözüme çarpan şey oldu çünkü Phllip o olabilecek ckadar yaşlı bir adam değildi. Son olarak da bizim sadece bir kez görebildiğimiz Emma'nın şu fizyoterapist arkadaşı Sylvia var, son günah keçisi de oydu. Ama Konrad'ın ortaya attiği üzere bu kadın eğer ki Phillip'in sevgilisi olduğu için kıskançlık kisvesi altında böyle işlere kalkışmış olsaydı eminim ki hem kendisinin daha fazla sahnesini görürdük hem de bir noktadan sonra bu aşırı duygusu elbette ki Emma'ya yönelirdi.
Gelelim Konrad'a. En başta yaşı sebebiyle ondan şüphelendim, üstüne üstlük bu adam Emma'nın babasının meslektaşıydı ki bu da onu kahramanımızla henüz küçükken tanışabilecek tek kişi yaptı. Yani Arthur olmak için inanılmaz müsait biri. Fakat insan soruyor neden diye, ya bu adam pedofili falan ki küçücük çocuğa hallendi ya da bir sebepten ötürü onu kızı yerine koydu. Adamın iç dünyasını bilmeden bu soruya cevap vermek biraz zor. Sonra yıllar sonra Emma üniversitedeyken bir anda onunla tanışıyor ve Konrad'ın ona inanılmaz yardımı dokunuyor eski sevgilisi konusunda. Ben haliyle Konrad'dan şüphelenince bilerek kızın karşısına çıktığını düşündüm. Ondan sonra da bayağı yakın oldular işte. Konrad'ın eşcinsel olduğuna dair söyleminin de yalan olduğuna inanıyordum, büyük ihtimalle Emma'nın ondan hiçbir şekilde çekinmesini istemediği için böyle bir hamlede bulundu. Benim teorim böyleydi işte, tuhaf olansa tutması.
!!! SPOİLER İS OVER !!!
Kısacası Paket oldukça başarılı ve etkileyici bir kitap. Berber adındaki manyak seri katil, gizemli dolap hayaleti Arthur, Emma'nın psikolojik durumu, ona kimsenin inanmayışı ve aslında her şeyin kahramanın hayal ürünü olabilme ihtimali falan derken hem sürükleyici, hem kafa karıştırıcı, hem de gerici bir hikaye yazmış Sebastian Fitzek . Kesinlikle okuyun.
Çok ilginç; kafasını kazıtıp tecavüz etmek nasıl bir manyaklıkmış, kurgusal bir karakter olsa bile, insanın böyle aşağılayıcı bir şeye uğraması üzüyor. Harika bir inceleme olmuş, okuma listeme ekledim. Emeğinize sağlık.
Siz böyle söyleyince sanki karakteri ben yazmışım gibi utanç duydum bir an, tabii ki de öyle değil ama bilemiyorum dediğiniz gibi böyle insanların kurgusal olarak bile yazılması çok kötü. Hele de gerçek hayatta denk geldiğinizi düşünsenize, hayali bile korkunç
Yazardan okuduğum ilk kitap olduğu için sanırım çok etkilemişti beni okurken, kadının kocasına da yazıklar olsun ya dedim öyle koca mı olur suratına tüküresim var o derece yani 🙃 Kondrad benim için kocaman bir şaşkınlık oldu ya hiç aklıma bile gelmedi nedense 😌