adlı romanı, zamanın ve duyguların iç içe geçtiği bir bilinç koridorunda ilerliyor.
Altan, bu kitapta bir hikâye anlatmaktan çok, ruhun yavaşça çözülüşünü ve insanın kendi içine bakma korkusunu anlatıyor.
Romanın merkezinde, geçmişiyle hesaplaşan bir adam var.
Sevgiler, pişmanlıklar, arzular ve kayıplar arasında, kendi yalnızlığının tarihini yazıyor adeta.
Her hatıra bir yara, her sessizlik bir sayfa.
Altan’ın dili burada neredeyse müzikal: sade ama titreşimli, sakin ama derin.
Kitap boyunca insan, yalnızlığın bir eksiklik değil, bir varoluş biçimi olduğunu fark ediyor.
Altan’a göre yalnızlık, bazen bir cezadır ama çoğu zaman da bir özgürlüktür; insanın kendini bulduğu yerdir.
O yalnızlıkta hem kayboluruz, hem yeniden doğarız.
Yazar, zamanı doğrusal anlatmaz; tıpkı hafıza gibi, roman da dalgalar halinde akar.
Geçmiş bir anda bugüne sızar, bir bakış tüm bir ömrü özetler.
Bu yönüyle eser, hem içsel bir roman, hem de psikolojik bir çözümlemedir.
Yalnızlığın Özel Tarihi, okuyucusuna yalnızlığı unutturmaz; tam tersine, onu zarifçe sahiplenmeyi öğretir.
Çünkü Altan’a göre insan, ancak kendi sessizliğine tahammül etmeyi öğrendiğinde gerçekten var olur. Ahmet AltanYalnızlığın Özel Tarihi