Yalnızlığın Özel Tarihi

7,0/10  (20 Oy) · 
79 okunma  · 
12 beğeni  · 
957 gösterim
Hüsrev Bey, yattığı yerden, acıyla seyrediyordu kadını. Buradan, bu evden, kendisinden ayrılmaya hazırlanması içini burkuyordu, ansızın gelen bu aşk şiddetli bir acıyla hissettiriyordu kendisini, kadının gitmesine engel olmak, gerekirse yalvarmak istiyordu, ilk kez bir insana böylesine bağlanmıştı. Rosemary'den ayrılmak istemiyordu, burada, bu odada ya da başka bir yerde, başka bir evde ama daima Rosemary'yle birlikte olmak istiyordu. Rosemary gidince, her şey de onunla birlikte gidecekti, geriye büyük bir boşluk kalacaktı. O boşluğu taşımaya gücü yetmeyecekti. Rosemary'nin bir şeyler söylemesini bekliyordu. Onun da aynı üzüntüyü paylaştığını söylemesini, yeniden biraz önce yatakta olduğu gibi ağlamasını istiyordu. Rosemary, saçlarını tarayıp usta hareketlerle ensesinde topuz yaptı, ellerinin hareketi Hüsrev Bey'i üzüyordu, o hareketler kendisine yabancıydı, Rosemary'nin saçlarını tarayıp topuz yapmasını daha önce hiç görmemişti, kadında kendisinin tanımadığı en küçük bir harekete, söze, duyguya katlanamıyordu, saçlarını tarayış biçimine bile dayanamıyordu, saçlarını taraması, sanki yatakta aralarında kurulan yakınlığı, sevgiyi, aşkı bozuyordu.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2013
  • Sayfa Sayısı:
    208
  • ISBN:
    9786051416151
  • Yayınevi:
    Everest Yayınları
  • Kitabın Türü:
Şeyma Öztürk 
 28 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 5 günde · 5/10 puan

Bir gün hiç okumadığımız bir yazarın bir eseriyle tanışırız ve bu eser aynı yazara ait diğer eserleri okumak konusunda bizlere adeta bir referans olur. Çoğu zaman yazarı tanımamıza vesile olan eser, zihninimizde enfes bir tad bıraktığında sonraki eserlerde de aynı etkiyi yakalamak isteriz. Çünkü artık yazarın etki gücüne dair bir seviye oluşmuştur okuyucuda, bilirsiniz. Bu etkiyi diğer eserlerde yakalayamayınca ister istemez iki eseri de yazan aynı yazar mı diye düşünmeden edemiyor insan.

Ahmet Altan'ı 'Kılıç Yarası Gibi' serisiyle tanımıştım. Gerek bu eseri gerek devam niteliğinde olan 'İsyan Günlerinde Aşk' ve 'Ölmek Kolaydır Sevmekten' kitaplarını okuduğumda yazarın üslubu beni fazlasıyla etkilemişti. Sonrasında okuduğum eserlerinde de hep aynı tadı aradım elimde olmadan. Son Oyun, Bir Hayat Bir Hayata Değer ve şimdi de Yalnızlığın Özel Tarihi... Ne yazık ki aynı etkiyi bulmak bir yana, yaptığım okuma sıradan olmaktan öteye gidemedi.

Eserde olaylar birbiriyle kısmen ilintili birkaç karakterin penceresinden ulaşıyor okuyucuya. Biraz Hüsrev Bey'i dinliyoruz, biraz da torunu Nermin'i. Karakterler üzerinden yalnızlık olgusu ele alınmış fakat bu olgudan ziyade yeterince sağlam olmayan kurgu ön plâna çıkmış/ çıkarılmış. İsterdim ki Ahmet Altan, o güzel üslubuyla, kelimeleri dans ettirsin ve bizlere yalnızlığa dair daha derin şeyler hissettirsin. Sürekli duyduğumuz, kimi zaman yaşadığımız, şahit olduğumuz yalnızlık ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi diyebilmek isterdim. Bunu yapabilirdi Ahmet Altan biliyorum ama olmamış.

Eserin bitiminde 'Ne oldu şimdi?' dercesine bir durum yaşadım. Zira sonuna dek 'Altan şimdi beni şaşırtacak' ümidiyle sayfaları çevirdim. Alelacele bağlanmış, tatmin etmeyen bir son ve hayal kırıklığıydı yaşadığım. Güçlü bir etkisi olmayan, vakit geçirmek için okunabilecek bir eser.