Geri Bildirim

Karanlıkta Sabah KuşlarıAhmet Altan

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.522
Gösterim
Adı:
Karanlıkta Sabah Kuşları
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
144
ISBN:
9786051416236
Kitabın türü:
Yayınevi:
Everest Yayınları
"Yeni bir gün doğuyordu. Milyonlarca defa doğmasına rağmen hiç eskimeyen bir şeydi sabah, her defasında yeniydi, her defasında taze, her defasında kuşlarla geliyor, her defasında beliren aydınlıktan yeni bir şeyler ummamızı sağlıyordu.

"Aydınlık çoğaldıkça artıyordu kuş sesleri, kargalar yorgun sesleriyle bana çocukluğumu, hayallerimden hiç kaybolmayan çimen kokulu meyve bahçelerini hatırlatıyordu, dağınık düşünce yumağının içinde aşklarla ilgili kederli bir iplik vardı, ucunun nereye bağlı olduğunu sezemediğim bir iplik, bir de katillerin öldüğünü düşünüyordum, bunu neden düşündüğümü bilmeden.

"Yollar sessiz, binalar uykuluydu, kuşları görmüyordum, yalnızca sesleri geliyordu, bir iki fıstık çamını, çiçeklenmiş bir meyve ağacını görüyordum; onların dallarına saklandılar herhalde diye düşündüm, gece biterken ötmeye başlıyorlar, aydınlık yerleşince susuyorlardı. Parlak, tek bir notayla dümdüz gidiyordu sesleri, sonra bir gökkuşağı gibi çeşitli notalara ayrılarak çoğalıyordu.

"Gün ağarırken, yalnızken hep olduğu gibi, aşkı ve ölümü düşünüyordu insan. Berrak ve neşeli bir fıskiye gibiydi kuş sesleri. Aşklarla yaralanıyorduk ve katiller de ölüyordu öldürmelerine rağmen. Doğan günden beklediğim bir şeyler vardı ve beklediğim bir şeyler olduğu sürece yaşlanmayacağımı biliyordum, yaşlanmak beklemekten vazgeçmekti, sabahın yeni bir şey olduğuna inanmamaktı yaşlanmak."
Ahmet Altan'ın özellikle deneme kitaplarını okuduğumda bende uyanan his, ne kadar çok şey bilmediğim oluyor. Belki de bu yüzden Ahmet Altan okumak bana büyük keyif veriyor.
Karanlıkta Sabah Kuşları, 1997 yılında basılmış ve Ahmet Altan’ın denemelerinden oluşan bir kitap. Ve yine, kütüphanemin kıyısında köşesinde bulduğum, kim tarafından satın alındığı ve kütüphaneme sıkıştırıldığı belli olmayan kitaplardan..

Aslında bu kitabın incelemesini yapmayı düşünmüyordum, sonuçta bir deneme kitabı. Deneme dediğimiz şey ise adı üstünde; yazarın, küçük fikirlerden ya da sözlerden ya da yaşanmışlıklardan doğan düşüncelerini okuyucuya aktarmayı “deneyen” bir yazım türü. Ahmet ALTAN’ın kitabı da bu türün hakkını verenlerden. Kitapla ilgili ayrıntılı bir inceleme görmediğim için, analitik bir şekilde, kendi aldığım notları da göz önünde bulundurarak biraz öznel biraz nesnel bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. Dolayısıyla SÜRPRİZ KAÇIRANLAR olacaktır, çokça DİKKAT!

Öncelikle, bir yazarın dilinin anlaşılırlığı, imla kurallarına ve yazım kurallarına uyması, sırf cümlem afili gözüksün diye değişik değişik ancak anlatmak isteneni anlatmayan kelimelerden uzak durması benim için çok önemli. Ve Ahmet ALTAN Türkçe’yi düzgün kullanan, anlatmak istediğini çok iyi ifade eden yazarlardan. Kitapta, yabancı kelimelerin kullanımı da dahil olmak üzere, dilbilgisi kurallarına uymayan hiçbir şey görmedim. Bu da kitabı kolay okunur ve kolay anlaşılır hale getiriyor. Ayrıca denemeler ne çok uzun ne çok kısa, tam deneme tadında.

İkinci olarak, deneme yazarın düşüncelerini ifade eden bir yazım türü olduğundan, yazarın aşka, siyasete, hayata, dünyaya, diğer insanlara, şehvete, sevgiye, doğaya, dine karşı olan düşüncelerini ayan beyan bir şekilde görebiliyorsunuz. En çok gözüme çarpan ve yazarın bahsetmekten en çok hoşlandığı konular fikrimce iki tane: Biri şehvete dayalı aşk ve öteki siyasi görüş. Bu kitapta da yoğunluk bu iki konu üzerinde.

Üçüncü olarak, denemelerde eeeeennn sevdiğim yönlerden biridir aynı zamanda, yazar çok fazla referans kitap ve film kullanmış. Şu filmdeki/kitaptaki şu karakter, şu filmdeki/kitaptaki şu olay diye başlayarak düşüncelerini okuyucuların gözünde canlandırmayı, belki de biraz, (ki bu tamamen benim fikrimdir), kendisinin ne kadar çok şey okuduğunu ve izlediğini göstermeyi amaçlayarak bol bol kitap, film ve karakter ismi kullanmış. (Özellikle “Hayal”, “Küçük İşaretlerin Sihri”, “Denizaltı” isimli denemelerinde bunu, hafif yanık bir ukalalık kokusuyla, hissettim). Bu film ve kitaplara ait, kendimce bir liste çıkardım ve aşağıya ekleyeceğim.

Listeye geçmeden önce, en beğendiğim denemelerin Aşk Çıplak Gezer, Sıradan Cümleler, Çok Mu İçtensiniz ve Aldatabilen Kadın olduğunu söylüyor ve kitaba düşük not vermemin sebeplerinden bahsetmek istiyorum.

İlk olarak, kitapta kendime ait çok fazla şey bulamadım. Yazarın bazı fikirlerine ısınamadım. Bazı denemelerinde böyle, nasıl diyeyim, “yanlışa olan algıyı değiştirme” amacı hissettim. Bazı denemeleri ise konu bakımından çok hafif geldi. Belki yaşla alakalıdır bilemiyorum ama “bunu hiç böyle düşünmemiştim” dediğim yerlerin sayısı parmakla sayılır. Hı, her deneme kitabı böyle mi yapmalıdır, orası tartışılabilir. Ama benim iyi bir deneme kitabından beklediğim budur.

Sonra, yine denemelerin bazılarında; yazarın kendisinin etraftaki insanlardan ayrı/farklı bir yerde olduğunu, ne kadar çok şey bildiğini, ne kadar farklı düşündüğünü ispatlama çabasına girdiğini düşünüyorum. Belki yazarlar böyle olmalıdır, emin değilim, ama ben yazarın bu ispat ve aykırı durma çabasını sevmedim. Çünkü bana göre çok okuyan adam çok bilmeli, çok bildikçe olgunlaşmalı ve dolu bir başak gibi başını eğerek mütevazılaşmalıdır.

Ve yine, bazı denemelerinde yazarın kasıldığını ve kendine ait hisleri yazmadığını hissettim. O göstermeye çalıştığı romantik, duygusal, olgun, bilgili adam imajı oluşmadı bende. Hani bazen popüler bir düşünce olur, bir “his” olur da herkes ondan bahseder ya; bazı denemelerinde öyle bir şey var. O an bu popüler, bu konuşulur, dolayısıyla bu okunulur, böyle düşünen/aykırı düşünen, böyle yaşayan/aykırı yaşayan adam okunur mantığı var sanki. Sanki diyorum, çünkü bu vardığım tamamen öznel bir kanı.

Sondan bir önce olarak, kitaba neden en basit denemelerinden birinin adını verdiği konusu muamma. Hem dikkat çekici bir isim değil, hem de kitabın içerisindeki en iyi deneme değil. Neden Ahmet ALTAN, neden?

Ve şükürler olsun ki son cümlemle saygılarımı iletiyor, denemelerin en iyi yanlarından biri olan listeyi aşağıda sunuyorum:

-1996 yapımı Shine filmi,
-Hemingway’in Beyaz Fil Tepeleri adlı kitabı,
-Siyah Gözler/Dark Eyes adlı film, (Marcello adlı bir baş karakter var ve yazar şu şekilde ifade ediyor bu filmdeki bir sahneyi: “fırtınalardan örselenerek çıkmış ve örselenmiş yanını hep örtmeye çalışmış erkeklerin içini elemle kavuracak kısacık bir sahne”)
-Katherine Mansfield’ın Bir Hüzün Güncesi adlı kitabı,
-Lermontov’un Zamanımızın Bir Kahramanı adlı kitabı,
-Kessel’in Gündüz Güzeli adlı kitabı,
-Pierre Louys’un Kadın ve Kuklası adlı kitabı,
-Shadowlands adlı film,
-Alain Fournier’in Adsız Köşk adlı kitabı,
-Monte Kristo’nun Üç Silahşörler adlı kitabı,
-Alphonse Daudet’in Pazartesi Hikayeleri adlı kitabı,
-Roger Vaillant’ın Kanun adlı kitabı, (en merak ettiklerim arasında)
-Kan ve Kum isimli film ve kitap,
-Hemingway’in Güneş de Doğar adlı kitabı,
-Çiğdem Anat’ın Aklım Nereye Gidiyor, Ellerim Nereye adlı kitabı.

Benzer kitaplar

BASTIRILMIŞ DUYGULAR, KENDİNİ ANLAMA ÇABALARI VE KENDİNİZDEN BİRŞEYLER BULACAĞINIZ BİR ANLATIM. PSİKOLOJİK YANLARI DA VAR, DERS ÇIKARTMA TARZINDA OLAYLARI DA.
Kitapta en çok ilgi uyandıran ve şaşırtıcı boyutlarda insanın kendini anlaması göze çarpıyor. Kişinin kendine itiraf edemediği düşünceleri ve bastırılmış korkuları bir bir görmesi de, yazara duyulan ilginin diğer bir yönü...
Deneme kitaplarını her ne kadar sevmesem de; Ahmet Altan sayesinde sevdim diyebilirim. Okurken zevk aldığım nadir denemelerden biriydi.. Gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
Önyargı varsa da kitabın önyargısı olmamalı onu görüyosunuz. Bende vardı kalmadı kitaplarına.. Okunmalı bence. Her anı güzel gördüm. :)
Yazarın çok güzel ve oldukça yalın bir dili var.Denemelerinden oluşan bir kitap ve bakış açınızı değiştirebilecek cümlelerle donatılmış.
İnsan en büyük savaşı belki de kendi içinde veriyor.
Ahmet Altan
Sayfa 127 - Everest Yayınevi
Merhamet dilenir, şefkat dilenir, para dilenirsin.
Ve nefret edersin dilencilerden.
Ahmet Altan
Sayfa 48 - Can Yayınları
-Ona sevdiğimi söylemeliydim,- ya da -Onunla gitmeliydim- dediğiniz anlar yok mu hayatınızda? Niye demediniz,niye gitmediniz? Korktuk, değil mi? İstediğimiz kadar mutlu olamayacağımızdan, terk edileceğimizden,sıkılacağımızdan,başkalarını üzeceğimizden, yaşadığımızın bir gün sona ereceğinden, dostlarımızın ya da ailemizin karşı çıkacağından,yalnız kalabileceğimizden korktuk. Korktuk, çünkü bir oyun değil hayat. Yada onu bir oyun gibi yaşayacak gücümüz yok bizim. Hayatı o kadar hafif yaşamaya yetmiyor bizim gücümüz.
Ve insanlar en çok kendi derinliklerinde gizli olandan korkarlar ve en çok korktukları şeyi merak ederler.
Ahmet Altan
Sayfa 7 - Everest Yayınevi
On üç yaşındayken okunmuş bir kitabın içimde bıraktığı izleri kırk altı yaşında aynı kitabı bir daha okuyup da çiğnemek istemedim; o kitabı ilk okuduğumda kendimi kitabın küçük kahramanına yakın bulmuştum, şimdiyse kendimi babaya daha yakın bulmak gibi bir tehlike vardı, bunu göze alamadım doğrusu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Karanlıkta Sabah Kuşları
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
144
ISBN:
9786051416236
Kitabın türü:
Yayınevi:
Everest Yayınları
"Yeni bir gün doğuyordu. Milyonlarca defa doğmasına rağmen hiç eskimeyen bir şeydi sabah, her defasında yeniydi, her defasında taze, her defasında kuşlarla geliyor, her defasında beliren aydınlıktan yeni bir şeyler ummamızı sağlıyordu.

"Aydınlık çoğaldıkça artıyordu kuş sesleri, kargalar yorgun sesleriyle bana çocukluğumu, hayallerimden hiç kaybolmayan çimen kokulu meyve bahçelerini hatırlatıyordu, dağınık düşünce yumağının içinde aşklarla ilgili kederli bir iplik vardı, ucunun nereye bağlı olduğunu sezemediğim bir iplik, bir de katillerin öldüğünü düşünüyordum, bunu neden düşündüğümü bilmeden.

"Yollar sessiz, binalar uykuluydu, kuşları görmüyordum, yalnızca sesleri geliyordu, bir iki fıstık çamını, çiçeklenmiş bir meyve ağacını görüyordum; onların dallarına saklandılar herhalde diye düşündüm, gece biterken ötmeye başlıyorlar, aydınlık yerleşince susuyorlardı. Parlak, tek bir notayla dümdüz gidiyordu sesleri, sonra bir gökkuşağı gibi çeşitli notalara ayrılarak çoğalıyordu.

"Gün ağarırken, yalnızken hep olduğu gibi, aşkı ve ölümü düşünüyordu insan. Berrak ve neşeli bir fıskiye gibiydi kuş sesleri. Aşklarla yaralanıyorduk ve katiller de ölüyordu öldürmelerine rağmen. Doğan günden beklediğim bir şeyler vardı ve beklediğim bir şeyler olduğu sürece yaşlanmayacağımı biliyordum, yaşlanmak beklemekten vazgeçmekti, sabahın yeni bir şey olduğuna inanmamaktı yaşlanmak."

Kitabı okuyanlar 111 okur

  • Özgür Coşkun
  • Halim Kaya
  • Levent Öz
  • Portakal Çiçeği
  • Ahmet
  • Berfin
  • Hakkı Ebubekir
  • Gizem
  • Mine AKPINAR
  • Rabia Saraç

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.6
14-17 Yaş
%3.2
18-24 Yaş
%14.3
25-34 Yaş
%22.2
35-44 Yaş
%49.2
45-54 Yaş
%9.5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68.8
Erkek
%31.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.2 (7)
9
%12.1 (4)
8
%36.4 (12)
7
%21.2 (7)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%6.1 (2)
2
%3 (1)
1
%0