Adı:
Sudaki İz
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051416175
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
"Bu çağrıyı bir kez daha reddetmek, Bülent'in Fazıla'yı bir militan olarak değil de bir kadın gibi gördüğünü ortaya koyacağı için, Bülent daha fazla direnemeyerek elinde battaniyesiyle gelip yatağının bi ucuna yattı. Battaniyeyi de yatağın üstüne serdiler.

"İkisi de aynı isteği paylaşıyorlardı aslında ama hem birbirlerinden hem de kendilerinden korktukları için, işi uzatıyorlar, kaçınılmaz sona ulaştıklarında kendilerini suçlu bulmamak için bahanelerini hazırlıyorlardı. İkisi de yatağın iki ucunda hiç kımıldamadan yatıyorlardı.

"Yatağın ortası eskilikten çukurlaştığından, ortaya devrilmemek için kendilerini sürekli denetliyorlardı. Fazıla'nın huzursuzluğu sürüyor, ayaklarını birbirine sürtmek istiyor ama kıpırdayamıyordu. İçindeki sıkışmaya daha fazla dayanamadı, ayaklarını birbirine sürtmeye başladı.

"İkisi de sık sık derin soluk alıyorlar, kıpırdamamak için büyük bir güç harcıyorlardı. Fazıla, yatağın öbür ucunda yatan erkeğin bedeninden çıkan sıcaklığı hissediyor, elleri bu sıcaklığa dokunmak istiyordu.

"O anda, gerçekten tek isteği o etin sıcaklığına dokunmaktı, o sıcaklığa dokunduğu anda ferahlayacağını, rahatça uyuyabileceğini sanıyordu. Yatağın ortasına doğru yavaşça kaydı."
İşkence sahneleri ile dolu filmleri bile zorla izlerim. Evet itiraf ediyorum Testere serisini izlemedim hiç! İzleyemedim. İzleyemem. Kitabı okurken de ayni hislerle zorla okudum bazı sayfalarını. Karnımda garip bir karıncalanma hissi yaratacak derece canlı bir anlatımı vardı Altan'ın.

"Siz gençsiniz, bilmezsiniz bir dönemler sağcılar solcular birbirlerini döverdi sebepsiz yere." Minvalinde çok cümleler duymuşuzdur hepimiz. Evet bilmeyiz o günleri. Ama okuyoruz. Sudaki İz de o günleri çok güzel bir şekilde okuyucuya yansıtan bir hikayeye sahip. O garip günlerin içinde kahramanların kendi serüvenleri içinde kaybolup gidiyorsunuz adeta. Üzüntüler ve şaşkınlıklar içinde...

Sağ-sol. Rengi ve kokusu bol memleketimizin birbirini en geç tanıyan (belki hala tanıyamayan) iki kolu, iki düşüncesi, iki dünya bakışı ve nihayet iki düşmanı. "Bu insanları birbirine düşman eden şey neydi?" diye uzun uzun düşündüm. Açıkçası bir cevap bulamadım. Bulan gelsin beri!

Sağ-sol dedik. Neden insanlar karşısındaki kardeşini solcu/sağcı diye işkenceye maruz bırakır. Fiziksel ve ruhsal her türlü işkenceye. Mesela neden bıyıklı abiler kızıl saçlı, makyajlı kızların yurdunu basıp döverler kızları. Neden ilerici, açık görüşlü ve duygusal olduklarını iddia eden solcu abiler mahallenin kedisini karşı taraftakilere kendini okşattığı için boynundan asar? Anlamak zor. Zor değil imkansız. O günlerin ruhunu yaşamayan bizler sanırım bilemeyeceğiz. Gerçi şu günlerde de pek aşşağı kalır bir Türkiye'de yaşamıyoruz ya neyse. Gün gelir bu puslu boğuk günleri de çocuklarımız torunlarımız okuduğunda "vah be ne ahmaklıklar yaşanmış" derler, kim bilir?

****

Hikayeden çok fazla bahsetmeyeceğim. Okunmasını tavsiye ediyorum. Akış ve edebi yön olarak bakacak olursak zaman zaman hikayeler arası geçişler yordu beni. Karakterlerin hepsinin ayrı bir hikayesi var ve Altan bu hikayeler arasında geçiş yaparken okuyucusunu sürprizlere boğmayı seçmiş. Şöyle ki Necip'in hikayesini takip ederken uzun bir kaç paragraftan sonra kendinizi bir anda Fazıla ile birlikte buluyorsunuz. Ne zaman Fazıla'ya geçiş yaptık ki diyerek şaşkınlık yaşadığım çok oldu. Aslında güzel bir tat veriyor bu his ama sürekli olması az biraz canımı sıktı sanırım.

****
Kitabın bazı sayfaları müstehcenlik içerdiği için üçüncü basımından sonra "zoralım ve imha" kararı ile toplatılmış. İki yıl boyunca bitkisel hayata mahkum bırakılan eser Can Yayınları'nın biraz dolambaçlı bir yöntemi ile tekrar okuyucusu ile buluşturulmuş. Yayınevi, suç teşkil eden sayfalara siyah bant çekmiş ancak kitabın başında mahkeme kararını yayınlamış. Bu karar metninde yasaklı olan sayfalar sansürsüz biçimde yer alıyor. Çünkü mahkeme kararlarını yayınlamak suç teşkil etmiyor.
Lise yıllarımda merak edip aldığım bir kitaptı. Kitabın dışı jelatinle kaplanmıştı ve sadece arka kapak yazısını okuyarak almıştım. Dikkatimi çeken de yazarın bu kitap yüzünden yargılandığı ve kitabın yasaklandığı, ancak böyle güzel bir kitabın yok olmasına göz yumamadıkları için o sahneleri utanç bantlarıyla kapatarak, tekrar okurlara sundukları yönünde yazılan yazıydı. Ancak kitabı alıp, açtıktan sonra, tüm sayfaların olduğu gibi durduğunu ve hatta kitabın ilk sayfalarında da mahkemenin celse celse açıklaması yapılırken, aynı sayfaların da yargılanmaya neden olan sayfalar olarak tekrar sunulduğunu gördüm. Kitabı büyük bir merakla okudum ve pişman olmadım. Gençlerin hayatlarının üzerine oynadıkları kumarlar diyebilirim ve en çok etkilendiğim yer de, Ömer"in ananesi yaşındaki Mrs. Perkin"le olan ilişkisi. Mrs. Perkin"in sesi birden kesilmişti. Çünkü ölmüştü..
İdealleri uğruna hayatlarını harcayan gençlerin öyküsü. Kitabın siyasi bir içeriği olmasına rağmen çok çarpıcı sahneleri var. Sürükleyici ve etkileyici bir roman ben beğendim.
Ahmet Altan'ın ilk romanı.İnsanların iç dünyasını çok başarılı bir şekilde okumuş ve okuyucuya aktarmış.Her insanın kitapta kendinden bir şeyler bulacağına inanıyorum.
Ilk kez Ahmet Altan okudum diger kitaplarını bilmiyorum ama bu kitabını okumak Ahmet Kaya dinlemek gibiydi.

Paramparça hayatlar. Kesik ve silik anılar. Düşünceler. Duygular. Zaman. Hüzün. Anlamsızlık.
Nispeten okunulabilecek bir kitap, biraz karışık bir anlatım.Çabuk geçişlerle okuyucu da ilgi çekmeye çalışırken, kopukluklar yaratıyor ve bu kitaba ilgiyi artırıp dikkat çektireceğine kafa karıştırıyor.
Oncelikle ilk Ahmet Altan kitabim. Merak edip aldim fakat okurken cok sıkıldım. Karmasik bir anlatimi vardi. Kahramanlari benimseyemedim olaylari da oyle. Diger kitaplarini bilmem ama bu kitabini tavsiye edemeyecegim.
Yaşlılıktan korkacağım aklıma gelmezdi. Dokunulmaz olduğunu sanıyordum, dokunulur olduğunu gördüm. Çabucak gecti ama şimdi aldırmıyorum.
Tehlikenin karşısında dostlarıyla durmak, giysilerini çıkarmadan sevişmek gibi bir şeydi. Oysa çırılçıplak olmak istiyordu.
Gerçekleşmemiş istekler mezarlığı gibi içim. Gerçekleşmeden ölen isteklerin mezartaşları var içimde. Ne zaman kendi içimde yürüyüşe çıksam ayaklarım bu mezartaşlarına takılıyor, tökezliyorum.
«İnsanların kafaları, içinde düşünceler dolaşsın diye yuvarlaktır.»
Ahmet Altan
Sayfa 387 - Can Yayınları (epub)
Bence sonbaharda hem insanın duygularını kıpırdatan bir canlılık, hem de yalancı duyguların yaşamasına izin vermeyen bir olgunluk var, diriliğini yitirmemiş, ama olgunlaşmış… Bizim gibi… Biz de biraz sonbahara benzemiyor muyuz? Henüz genciz, canlıyız, ama olgunlaştık da. Kışın tohumlarını taşıyoruz içimizde, bundan hoşnudum ben, ilkbaharın çocukça kıpırdaklığını pek sevmiyorum. Sonbahar daha güzel. Sen öyle düşünmüyor musun?
Ahmet Altan
Sayfa 281 - Can Yayınları (epub)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sudaki İz
Baskı tarihi:
Mart 2013
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051416175
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
"Bu çağrıyı bir kez daha reddetmek, Bülent'in Fazıla'yı bir militan olarak değil de bir kadın gibi gördüğünü ortaya koyacağı için, Bülent daha fazla direnemeyerek elinde battaniyesiyle gelip yatağının bi ucuna yattı. Battaniyeyi de yatağın üstüne serdiler.

"İkisi de aynı isteği paylaşıyorlardı aslında ama hem birbirlerinden hem de kendilerinden korktukları için, işi uzatıyorlar, kaçınılmaz sona ulaştıklarında kendilerini suçlu bulmamak için bahanelerini hazırlıyorlardı. İkisi de yatağın iki ucunda hiç kımıldamadan yatıyorlardı.

"Yatağın ortası eskilikten çukurlaştığından, ortaya devrilmemek için kendilerini sürekli denetliyorlardı. Fazıla'nın huzursuzluğu sürüyor, ayaklarını birbirine sürtmek istiyor ama kıpırdayamıyordu. İçindeki sıkışmaya daha fazla dayanamadı, ayaklarını birbirine sürtmeye başladı.

"İkisi de sık sık derin soluk alıyorlar, kıpırdamamak için büyük bir güç harcıyorlardı. Fazıla, yatağın öbür ucunda yatan erkeğin bedeninden çıkan sıcaklığı hissediyor, elleri bu sıcaklığa dokunmak istiyordu.

"O anda, gerçekten tek isteği o etin sıcaklığına dokunmaktı, o sıcaklığa dokunduğu anda ferahlayacağını, rahatça uyuyabileceğini sanıyordu. Yatağın ortasına doğru yavaşça kaydı."

Kitabı okuyanlar 168 okur

  • Leylim Ley
  • Havanakara
  • Selma
  • Şaban nazli
  • Nazan Gurlevik
  • özgül aksolmaz
  • Nisa Bülbül
  • Nilay Şimşekoğlu
  • Ahmet Kaya
  • Nihal Canpolat

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1
14-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%5.9
25-34 Yaş
%29.4
35-44 Yaş
%42.2
45-54 Yaş
%19.6
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.4
Erkek
%39.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.8 (5)
9
%7.7 (3)
8
%12.8 (5)
7
%23.1 (9)
6
%15.4 (6)
5
%17.9 (7)
4
%5.1 (2)
3
%0
2
%5.1 (2)
1
%0