·245 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Ekim 2025 10:23 Melih Cevdet Anday, 1975 yılında kaleme aldığı bu romanda Dayı ve Yeğen karakterleri üzerinden kurulan ideal yaşam düşüncesini eleştirir. Romanda Dayı karakterinin ütopyacı-devrimci tutumları gelecek tasarısı niteliğinde görünse bile baskın bir gelecek tasarısı yer almamaktadır. Halbuki ütopyalarda imkânsız ve mutluluğun egemen olduğu bir gelecek söz konusudur. Roman tam bir ütopik bir kurguya sahip olmasa ve ütopya türüne örnek gösterilemese de değişim, yeniden kurma, toplumu kalkındırma, üretim gibi ütopik düşünce yapıları özellikle Dayı karakterine yüklenmiş durumdadır.
Dayı ile Yeğen arasındaki çatışmalar, bir bakıma klasik ütopya ile modern ütopya kavramlarının farklarının ortaya konmasını sağlar. Klasik ütopyanın düşünce yapısı Dayı'da, modern ütopyanın düşünce yapısı ise Yeğen'de görülür. Klasik ütopyalarda yöneticilerin yönetimle ilgili bilgi ve erdeme sahip olduğu öne sürülür. Halk için doğru olanı belirlemede sadece bu yöneticilerin söz hakkı bulunur. Dayı karakterinin eylemlerinde bu durum söz konusudur. Köylüyü, Raziye'yi ve Yeğen'i, yaşam biçimiyle ilgili tüm sistemi kontrolü altında tutmak ister. Vedia'nın (Raziye'nin) ancak kendisi gibi soylu bir adamla evlenmesine izin verebileceğini, aksi takdirde onu evlendirmeyeceğini dile getirir. Yeğen ise olaylara ve durumlara farklı yaklaşmaktadır. Daha ılımlı, herkesi olduğu gibi kabullenen ancak halk için devletin varlığına ihtiyaç duyulmadığını öne süren bir ideolojiye sahiptir. Bu ideolojik yapı modern ütopyalarda görülmektedir. Modern ütopyalarda üretime zorunlu değil gönüllü katılım esastır. Bireyi zora koşacak herhangi bir eylem baskı olarak değerlendirilir.
Anlatının içinde Dayı'nın ağzından henüz toplumun birey olma bilincine sahip olmadığı, bu sebeple de gerçek birey ortaya çıkana dek kurtarıcılara ve ütopyalara ihtiyaç duyulacağı söylenir. Bu durum da ütopyaların yazılışının aslında toplumun acı bir gerçeklik içinde yaşadığına, bu sebeple ideal gelecek tasarılarına ihtiyaç duyulduğuna işaret eder ve var olan yönetim şeklinin eleştirisi yapılır.
Romanda ütopyanın devlet, estetik ve ideoloji anlayışlarını barındıran bir yapı ve kurgu yoktur. Dayı, köyden köye gezen, köyleri kalkındırmak için Köy Enstitüleri'nin üstlendiği görevleri kooperatif kurma, spor, sanat, teknoloji, üretim etkinlikleri vb. üstlenen bir idealist olarak görünür. Romanda sadece seracılık etkinlikleri, domuz ticareti ve Raziye'yi soylulaştırma çabaları yer alır. Sistematik ve ideal bir devlet anlayışı ve bu devletin yönetim biçimini oluşturan ideolojilerin varlığından bahsetmek olanaksız görünür. Dayı'nın düşlerinin gerçekleşmeme sebebi olarak Dayı'nın baskıcı, kontrolcü olmasını ve gücü, yönetimi sadece kendi tekelinde bulundurmak istemesi gösterilebilir. Bir diğer sebep ise kalıtımı, insanı doğal yaşam alanında ve doğal eğitimle yetiştirmek gerektiğini göz ardı etmesidir. Raziye'nin Dayı ve Yeğen'in terk edip kaçması da ideal yaşam tasarılarının ayağı sağlam ideoloji ve gerçekliklere basmadığı sürece gerçekleşmeyeceğinin göstergesidir. Köylünün kalkınmasını isteyen ancak demokrasi anlayışından uzak kalan bu ideal köksüzdür ve çökmeye mahkûm kalmıştır.