Marquis de Sade bu metni yazarken sanki “toplum neyi en fazla reddediyorsa, ben oradan başlayacağım” demiş. Ensest, sadece bir edebi metin değil; ahlakın, dinin, hukukun ve insan doğasının sınırlarını zorlayan bir felsefi provokasyon. Ama dikkat: Bu kitap ne sapkınlık övgüsü ne de pornografik bir fantezi. Bu, insanın kendi koyduğu kurallara karşı ne kadar ikiyüzlü olduğunu gösteren bir aynadır.
Marquis de Sade 18. yüzyılın sonlarında, Aydınlanma’nın “akıl” ve “erdem” söylemlerine karşı bir tür karanlık aydınlanma başlatıyor. Fransız Devrimi’nin özgürlük naraları atılırken, o “özgürlük nedir?” diye soruyor ama bunu cinsellik üzerinden yapıyor. Ensest, burada sadece bir tabu değil; ahlakın yapaylığını göstermek için seçilmiş en uç örnek ve işte burada metin derinleşiyor. Marquis de Sade, karakterlerine ensesti savundururken, bunu bir “doğal hak” olarak sunuyor. Kardeşiyle ilişki yaşayan karakter, bunu “doğanın buyruğu” olarak tanımlıyor. Toplumun yasakladığı şeyin, doğanın teşvik ettiği şeyle çeliştiğini iddia ediyor. Bu noktada Marquis de Sade, ahlakın doğaya değil, kültürel çıkar sistemlerine dayandığını ima ediyor. Bir başka sahnede, aile içi cinsel ilişkiyi lanetleyen dinî söylemlerle alay ediyor. “Tanrı’nın yasası” denilen şeyin, aslında Tanrı’dan çok rahiplerin arzularına hizmet ettiğini gösteriyor. Bu, Marquis de Sade’ın klasik taktiği: kutsal olanı dünyevileştirmek, dokunulmaz olanı sorgulamak ve en çarpıcı olanı karakterler, ensesti işlerken pişmanlık değil, felsefi tatmin yaşıyor. Bu, okuru rahatsız etmek için değil, düşündürmek için yazılmış. Çünkü Marquis de Sade’a göre “suç” dediğimiz şey, çoğu zaman toplumun bastıramadığı arzuların dışa vurumudur. Ensest, bu bastırmanın en uç noktasıdır.
Felsefi olarak metin, radikal bireycilik ve nihilizmle yoğrulmuş. Marquis de Sade’a göre ahlak, doğaya aykırıdır. Doğa, arzuyu tanır; toplum ise yasakları. Bu çatışma, insanın kendi içindeki bölünmeyi doğurur. Ensest, bu bölünmenin en görünür hâlidir. Hem arzulanır hem lanetlenir. Yani hem dürtüsel hem kültürel bir çatışma. Edebi olarak metin, grotesk ama bilinçli. Marquis de Sade’ın dili, okuru hem itiyor hem çekiyor. Yer yer didaktik, yer yer teatral. Ama hep hesaplaşmacı. Bu metni okurken, sadece karakterlerle değil, kendi değer yargılarınla da yüzleşiyorsun.
Marquis de Sade, “ahlak” dediğimiz şeyin aslında kimin işine yaradığını sorguluyor. Din mi? Devlet mi? Toplum mu? Yoksa sadece bastırılmış arzuların üstünü örtmek için uydurulmuş bir sistem mi? Kitap boyunca bu sorular, okurun zihnini kurcalıyor. Evet, aynı zamanda rahatsız da ediyor. Ama zaten rahatsız etmeyen felsefe, sadece dekor olur.
Kısacası Ensest, sadece bir tabu metni değil; ahlakın, özgürlüğün ve insan doğasının ne kadar çelişkili olduğunu gösteren bir felsefi meydan okuma. Beğenmek zorunda değilsiniz. Ama görmezden gelmek, kendi ikiyüzlülüğünü görmezden gelmektir. Çünkü Marquis de Sade’ın asıl sorusu şudur: “Gerçekten mi? Bu kadar mı emin ahlakın doğallığından? Yoksa sadece öğretilmiş bir tiksinti mi yaşıyorsun?”
#80745878