Kutlu bu eserini romanla hikaye arası bir eser olarak tanımlıyor ve bir kasabayı ve kasaba meydanındaki esnafı anlatarak başlıyor eserine bunu yaparken de zaman zaman araya girip okura seslenen yazar eserde anlatıcıyı gizleme ihtiyacı duymuyor.
Ama bu rahatsızlık vermek bir yana daha bir samimiyet katıyor kitaba. Hayatın içinde yaşananlar bazen sevinç bazen hüzün oluyor ve sıcacık ısıtıyor gönülleri akıcı içten anlatımıyla kitabın içinde Mavi Kuş'la yolculuğa çıkarıveriyor okuru Mustafa Kutlu. Hikayedeki olayların bağlamına uygun olarak bilinen sevilen şiirlere göndermeler yapması ayrı bir güzellik katıyor kitaba
"Doktor mahmur gözleri, kızarık suratı ile Murat'a döner:
- Bakakalırım giden geminin ardından. Atamam kendimi denize dünya güzel
Serde erkeklik var, ağlayamam.."
***
"Zaman... Saat... Buralarda saat Zaman... Saat... Buralarda saat zamanı bölemez ham-fendi. Yekpare bir zaman var bu iklimde..
Hani Tanpınar ne diyordu:
Otelden gelen genç adam doktorun sözlerini tamamlar:
Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Yekpare geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında"
***
"Yatıyor da uyuyor mu sanki. Şair ne demiş:
Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir Müptelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat."
Kitabın sonu ise bir hayli ilginç neler düşündürmüyor ki insana...
Her hayat acısı, tatlısı, hüznü, kırgınlığı, kaybolmuşluğu, kaybetmişliği, hayalleri çaresizliği, ümitleri, ümitsizliği, sevgisi, fedâkârlığı velhasıl doğumu ve ölümüyle bir rüya bir film gibiydi. Kimi zaman ölümün acılığıyla bu rüya ya da filmden çıkar gibi olsak da çok sürmüyordu tekrar rüyalara dalmak ya da gerçekle hayalin birbirine karıştığı filmde yaşananlardan hangisi gerçek hangisi rol ayırt etmek .
Su gibi akıp gidecek çok hoş bir kitap. Hem kitabı hem de Meltem Tekeli'nin yaptığı bu cânım incelemeyi okumanızı tavsiye ederim.
#26323963