Zihni zorlayıcı, düşündürücü, sorgulatıcı, bazen fazla abartılı bulduğum, çok altını çizdiğim bir eserle geldim bugün... Friedrich Nietzsche'nin kaleme aldığı "Böyle Buyurdu Zerdüşt" adlı eserden bahsediyorum. Hem edebi hem felsefi hem de sosyolojik olarak tanımlayabileceğim bu eser, 1882 ila 1885 yılları arasında Friedrich Nietzsche'nin çalışmalarıyla vücut bulup kitap haline getiriliyor. Peki ne demek bu 'zerdüşt'? Kelime anlamıyla "her şeyin yaratıcısı olan, insanlara iyilik yapan tek bir Tanrı'nın peygamberi, sözcüsü" anlamına gelir. Çoktanrıcılığın tek tanrıya evrilmeye başladığı bir dönemde ahlak bilincini oluşturan, yüksek ahlak kurallarını belirleyen kişi olarak görülmektedir. Eserinin basımının ardından Nietzsche, bu eseri "yazılmış en derin eser, insanlığa verilmiş en büyük hediye" olarak nitelendirir. Gerek ele aldığı konu gerekse içeriğin kapsamlılığıyla ben de bu görüşünün ilk kısmına katılıyorum. Alman yazarın felsefi görüşünü en çıplak şekilde anlayabilmemiz açısından edebiyat ve felsefe alanlarında fark yaratan bir kitap var karşımızda... Önemli ve tarihi bir rol üstlense de keskinliğiyle pek çok eleştiriye de maruz kalmıştır.
Bu kitapta, Alman yazarın üslubunu şiirsel ve ağdalı buldum. Bu üslubunu sembolist bir bakış açısıyla süslemiş ve böylelikle metni zengirleştirmeye çalışmıştır. Bunun sonucunda Nietzsche yol gösterici, okur ise iz süren bir hale gelir. Tüm felsefi aforizmalarıyla yazarımız; okura konfor alanından çıkmasını, düşünmesini, zihnini zorlamasını, çok daha zorlamasını ve kendini geliştirmesini öğütler. Bir bakıma bence Friedrich Nietzsche'nin eseri yazmasının amacı da budur. Vurgulayacağım diğer noktada, üzerinden 145 yıl geçmesine rağmen, yazdıklarının hala geçerliliğini koruması muazzam bir olay... Yazdığı ve yaşadığı çağda kimsenin kendisini anlamadığından yakınan Friedrich Nietzsche, üstün insan idealini ararken sanki 145 yıl öncesinden bugünleri kafasında düşünmüş, bugünleri zihninin süzgecinden geçirmiş gibi duruyor. Anlattığı her aforizma, toplumlar ve özellikle Türkiye için geçerliliğini koruyor.
Ana odağına tamamen insanı alıyor. Onun satırlarında insan; tamamen canlı bir varlık ve bu varlığın beraberinde getirdiği tüm sorunlar, duygular, tutkular, hırslar açısından inceleniyor. Yazarımız, varoluşçu ve sembolist bakış açısıyla insanoğlunun tüm yaşadığı durumları, tüm duygularını, tüm tutkularını, onun gözünde tüm acizliklerini aforizmalar şeklinde kaleme alır. Düşüncelerini 'Zerdüşt" adlı karakteri aracılığıyla iletiyor. Çoğu bilinçten yoksun kesimin tanrılaşma ve peygamberleşme şeklinde yüksek ateşteki eleştirilerine rağmen; bence burada Zerdüştü bir gezgin, bir filozof ve bir psikolog olarak görebiliriz. Yani kitapta karakterimizin bölüm bölüm her konuda yaptığı gözlemler ve bu gözlemler üzerine ürettiği düşünceler yer alıyor. İnsanın temel alınmasının yanında zamanın döngüsü ve üst insan (üst akıl) kavramı Nietzsche'nin en çok üzerinde durduğu idealleridir. Eserinde sürekli insanın kendini aşmasını ve üst insana ulaşmasını ister. Gelecek jenerasyonları da üst insan ırkı yaratmak için bir araç olarak değerlendirir. Eskiyi yanıltıcı bulur, eski değerler onun için bir çöpten farksızdır ve gelişmek için sürekli yeni değerlerin üretilmesi gerektiğini vurgular. Toplumsal değerlere uyanlara, güç ve iktidar karşısında boyun eğenlere de nefretle bakar.