Açıkçası ben de kitaba başlamadan önce aynı endişeyi taşıyordum. Çünkü “eşitsizliklerin kökü coğrafyadır” dediğin anda ister istemez akla şu geliyor: Peki ya sömürgecilik? Peki ya kurumlar, siyaset, güç ilişkileri? Bu alanları tamamen dışarıda bırakan bir anlatı zaten eksik kalmaya mahkûm olurdu.
Diamond’ın yaklaşımı biraz daha “uzun erimli nedenler” gibi düşünebileceğimiz bir çerçeve çiziyor. Yani bugünkü sömürgecilik düzenine zemin hazırlayan şeyin çok daha geride bitki çeşitliliği, hayvanların evcilleştirilebilirliği, kıtaların yönü gibi çevresel faktörlerde başladığını savunuyor. Fakat bu, sömürgeciliğin yarattığı yıkımı ya da sistematik sömürüyü açıklamak için tek başına yeterli değil; bence kitabın en çok eleştirilen yanı da bu zaten.
Ben kitabı okurken şöyle düşündüm: Diamond bize neden başlangıç çizgisinin eşit olmadığını anlatıyor, ama yarışın nasıl sürdüğünü ve kimlerin kimi nasıl ezdiğini çok yüzeysel geçiyor. Dolayısıyla senin söylediğin gibi, Batı’nın sömürgecilik yoluyla elde ettiği avantajlar, kaynak aktarımı, kurum inşası gibi modern tarih açısından kritik olan faktörler biraz arka planda kalıyor.
Yine de kitabın güçlü tarafı, bugünkü eşitsizlik tartışmalarının kökenine dair çok geniş bir çerçeve sunması. Yani bir bakıma zemin hazırlıyor; ama o zeminin üzerine kurulan sömürgecilik düzeni için daha farklı kaynaklara bakmak gerekiyor.
Kısacası, mesafeli durmanı çok iyi anlıyorum. Ben okurken hem çok şey öğrendim hem de bazı bölümlerde tamam ama bu kadar da coğrafyaya bağlamak doğru mu? diye düşündüğüm oldu. Yine de tartışmayı açtığı için değerli bir kitap ama asla tek başına açıklayıcı değil.