Puan vermedi·168 syf.····Okunma: 19 Ekim 2025 20:32 Bir romanın yazım sürecinde hatta düzenleme aşamasında olduğum için çok dikkatli ve can alıcı noktalara özen göstererek okudum, yazarımızın yazarlık deneyimlerini. Kendimden çok parça bulduğumu da söyleyebilirim. Özellikle yalnızlık ile yazma arasındaki yakın ilişkide, gece yalnızlığında ve sessizliğinde romanımdaki cümlelerin akıp gittiği günler aklıma geldi.
Kitap genel olarak yazarımızın sevip saydığı ve kalemine hayran olduğu belli başlı yazarların kısaca hayatına ve yazarlık serüvenlerine değinmesinden oluşuyor. Yazarımızın 2005-2010 yılları arasında dergilerde yayımlanmış yazıları, ve çeşitli toplantılarda yaptığı konuşmaların derlenmesinden oluşmuş bir kitap. Bazı bölümlerde yazma konusundan biraz uzaklaşılmış olsa da genel çerçevede bazı konularda bakış açısı kazandırdığını söyleyebilirim
Aşağıya, her incelememde olduğu gibi önemli bulduğum noktaları ve yazarımızın tavsiyelerinden ilgimi çeken kısımları not aldım.
…YAZAR OLABİLMEK…
Hayal ve Gerçek bölümünde ilk romanını yazarken büyük hayaller kuran her gencin, kendisini çok yüksek seviyede gördüğünü, yazdığı her satırın vazgeçilmez olduğunu hissettiğini ve yayımlandığında ortalığı sarsacağını düşünmesinden kaynaklı aşırı özgüvenin yanıltıcı ve tehlikeli olduğuna değinen yazarımız adeta o gençlerden biri olan beni kendime getirdi diyebilirim. Bu kısmı, haksızlığa uğradığı duygusunu yenen ve pes etmeyen yazar gerçek başarıya ulaşıyor diyerek bitirmesini de aklımdan çıkarmayacağım elbette.
…KİTAPLAR VE YAZARLAR ARASINDA…
Attila Şenkon, su gibi akan dupduru dili ve kurgu ustalığıyla övülürken gerçeklikle düşler üzerinden ilişki kurması ile birlikte soyutla somutu iç içe anlatmasına değiniliyor. 'Uykusuz Gece Düşleri' kitabıyla iyi öykücü ödülünü kazanmıştır. Öykülerini topladığı 'Bıyık İzi Yalanları' ile de ironiyi ön plana alarak sert konuları sevgiye kapılar açarak yorumluyor. Bilinçaltında gizlenmiş ipuçlarını arayarak evrensele varıyor.
Öykü kişilerini coşkuyla seven ve yüreğiyle yazan Hakan Şenocak da yazarımız tarafından önerilen yazarlar arasında. 4 başarılı öykü kitabı bulunan Şenocak, yazarımız tarafından öykülerinde tek bir gereksiz sözcük bulunmuyor denilerek övülüyor.
Enver Aysever’in ‘Yunus Nadi Roman Ödüllü’ romanı olan ilk romanı -Bir An Bin Parça- ya ve karakterler arasındaki ilişkiye değinmiş yazarımız. Romanımız Tiyatro-Hayat ilişkisi ekseninde birbirinden farklı karakterleri tek sahnede bir araya getiriyor. Yazarımız övgülerinin yanında, bu ilk romandaki, her şeyi bir anda anlatma arzusunu da eleştirmeden geçmemiş.
İnci Aral'ın bazı Başucu Kitapları:
Peter Handke: Mutsuzluğa Doyum (Aşka düşmüşçesine sarsıldığı kitap)
V.Woolf: Dalgalar ve Ingeborg Bachman: Malina (Yazarımızı alt üst eden, değiştiren kitaplar)
Marquez'in tüm kitapları.
Faulkner: Ağustos Işığı; Ses ve Öfke; Döşeğimde Ölürken (Sürekli okuduğu, dönüp dönüp baktığı kitaplar)
Italo Calvino: Görünmez Kentler
Henry James: Yürek Burgusu. Özellikle içindeki Ormandaki Canavar ve Daisy Miller öykülerini herkese tavsiye ediyor. (Okumaktan elinde eskiyen kitabı aynı zamanda)
Necati Cumalı: Ay Büyürken Uyuyamam, Uzun Bir Gece (İnsanın boğazına yumru gibi oturanlar)
… ZAMANIN ÇEKİM ALANINDA…
Ayla Kutlu - Zaman da Eskir: Bir kadının kendini gerçekleştirme yolunda maddi manevi hangi zorlukları aştığını gösteren güçlü bir anlatıya sahip otobiyografik bir kitap.
'Hüzünle Bazı Günler' bölümünde de yazarımız Özcan Karabulut ve eserlerinden övgüyle bahsediyor. Kadınlara kendine has üslupla eserlerinde yer vermesine ve muhalif kişiliğine özellikle değiniyor ve eserlerinde sona yaklaştıkça ‘bitmesin’ arzusunun içinde titreşip durduğunu ifade ediyor.
'Tenin Altındaki' adlı bölümde ise büyük yazar Doris Lessing'in bölümün ismi olan kitabındaki anılarına kısaca değiniyor yazarımız. İki dünya savaşı arası arasında kalmasına rağmen 13 yaşında hayata kafa tutmaya başlayarak verdiği mücadeleden bahsediyor. Kendisini her konumda dürüstlükle ifade etmiş olan Lessing'e hayranlığını dile getiriyor.
‘Cesur ve Derin’ bölümünde Annie Ernaux’un, kadınlığın ayrıksı ve otobiyografik deneyimlerine odaklanmış bir yazar oluşuyla, yobazlar tarafından teşhircilik ve itirafçılıkla suçlandığı dile getirilmiş. Oysaki Ernaux, otobiyografide iç gerçekliğe erişebilme gücüyle, güçlü bir bellek, minimalist bir üslup ve nitelikli bir melankolinin bileşimini ortaya koymuştur yazarımıza göre. ‘Tutku’ adlı romanında Doğu Avrupalı, evli bir genç adamla yaşadığı gizli aşkını anlatarak da arzuyu hayatının odağına yerleştirmiş bir yazardır.