Gönderi

Kibrit Ve İzmarit'in Hikayesi
Daha geçen gün Cemal Latifoğlu'nun İzmarit ve Kibrit kitaplarını bitirdim ve her ikisi için de birer inceleme yazdım. Fakat hiçbir şey beni bu kadar etkileyen bir hikaye için yeterli gelmedi açıkçası son çare olarak da Kibrit ve İzmarit'in beni ağlatmayı başaran o hikayesini özet şeklinde olsa bile yazmaya karar verdim. Aşağıda yazıklarım spoiler içeriyor o yüzden ya bunun bilincinde olarak okuyun ya da sadece iki kitabı da bitiren insanlar bir göz atsın. Bu arada bahsettiğim incelemeleri de buraya bırakıyorum belki merak edersiniz diye: * İzmarit#286197461 * Kibrit#286229482 Neyse o zaman üşenmeden yazdığım ve biraz da kendi yorumumu kattığım hikayeye gelelim. _________________________________________ Kutay başta kendini değersiz ve kimse tarafından sevilmeyi hak etmeyen bir canavar olarak görüyordu; asiydi, saldırgandı ama her şey ne kadar kötü olursa olsun yine de yaşamaya devam ediyordu, derken bir anda İzmarit girdi hayatına. Onu hiç görmedi ya da sesini duymadı fakat kendisini sevdiğini iddia eden bu gizemli kişi yıllarca yazdığı blog sayfasından Kutay'a mesajlar atmaya başladı; kız ona gece gündüz halini hatrını sordu, canı acıdığında, yaraları olduğunda ona nasıl yaralarını saracağını öğretti; daha önce kimsenin yapmadığı şekilde onunla ilgilendi, diğerlerinin aksine içinde sakladığı Kibrit'i görüp sabahlara kadar saklı yönleri hakkında konuştular; güldüler, düşündüler, hayaller kurdular ve zamanla birbirlerinin en büyük sırrı haline geldiler. Böyle böyle yıkıldı Kutay'ın kalbindeki duvarlar; sevmenin, sevilmenin ne demek olduğunu İzmarit sayesinde öğrendi 19 yıllık hayatı sonrasında. Ve her şey tam güzel olacak derken, nihayet onu görebileceğini düşünürken bir anda İzmarit geldiği gibi çıktı hayatından aniden, hem de arkasında hiçbir iz bırakmadan. Kutay'ın canı çok yandı onun gidişi üzerine, olanlara anlam veremedi bir türlü, nasıl olur da onu deliler gibi seven kız bir anda ondan vazgeçmişti? Öyle çok yandı ki Kutay'ın canı etrafındaki herkesi, herşeyi düşman belledi kendine. Yaktı kendi canını, yaktı başkalarının canını. Ondan acımasızca çalınan aşkının yasını tuttu ardından. Sonrasında İzmarit'ten bir mesaj geldi yeniden ama bu seferki hiç de günlerdir hayalini kurduğu gibi değildi, "Özür dilerim, " dedi İzmarit. "Sana gelemem sevgilim. Ellerini tutmayı, sana sarılmayı, seninle bir hayat kurmayı çok istedim ama gelemiyorum sevgilim. Lütfen affet beni." Diyemedi "Ben ölüyorum. O yüzden, sırf senin kalbin daha çok kırılmasın ben gittikten sonra, beni bir kez bulursan kaybetmek daha acı gelir diye gelemiyorum sana, " diyemedi. Kutay İzmarit'i daha bulamamışken kaybetmeyi kabul edemezdi. Hayatı kapkaranlıktı onun, yaktığı kibritlerle tutuşturduğu izmaritler yetmiyordu önünü dahi aydınlatmaya. Onun o şans eseri, tek bir sefer gördüğü akşam kızıllığı rengindeki saçlarının hayalini kuruyordu hep. Gözlerini açtı onu gördü, geceleri uyuyamadı fakat ne zaman dalsa İzmarit'in hayali onu ziyarete geldi her daim. Bir zamanlar ona canavar olmadığını söylemişti kız fakat bilmiyordu ki asıl yokluğu, gidişi Kutay'ı bir canavara dönüştürüyordu. Zaman böyle ilerledi, tabii bekler miydi hiç, acımasızca geçip gitmese nasıl zarar verebilirdi ki ona başka türlü. Kutay kendine hiçbir şekilde acımıyor günlerini bir ölünün umursamazlığıyla geçiriyordu. Derken bir gün son vedasını etti ona İzmarit. "Sana yaşattıklarım için çok üzgünüm sevgilim, " dedi. "Lütfen beni unut, hiç varolmamışım say beni. Sana gelemiyorum lakin sen bensiz devam et hayatına. Artık gidiyorum tamamen buralardan. Okuldan kaydımı aldıracağım, başka bir şehre gideceğim, sense unutacaksın beni. Ben seni hiç unutamayacağım sevgilim ama yalvarırım sen beni unut. " Kutay ona yalvardı, "Gitme" dedi. "Yalvarırım gitme. Ben bunu haketmiyorum sevgilim, bana nasıl hiçbir açıklama yapmadan, hiçbir neden göstermeden öylece çekip gidersin, hem de kalbimin içine birkez girmişken. Sensiz çok üşür kalbim, nolur benden gitme." Ama tüm o yakarışları sonuçsuz kaldı, İzmarit yine de gitti. Hem de onunla aylardır konuştuğu blog hesabını dahi silerek. Bunun farkındalığı bir bıçak gibi saplandı Kutay'ın kalbine, zaten zar zor ikna ediyordu kendini onun gerçek olduğuna, o günlerin sadece bir düş olmadığına dair. Şimdiyse Kutay'ın elinde hiçbir kanıt kalmamıştı kendi anıları hariç. Sorsalar ona sevdiği kızın adını söyleyemez, ona dair hiçbir şey sunamazdı kimseye. Ama Kutay onu çok sevdi, öyle çok sevdi ki aşkından delirecek kadar, yokluğu onu delirtecek kadar. Ölmek istedi olmadı, yaşamak istedi yapamadı fakat kalbi kırık da olsa atıyordu hala. Her şeye rağmen çıkmıyordu canı bir türlü, sadece bitmek tükenmek bilmeyen bir acı vardı onun hayatında. O da o kırıklarıyla yaşamaya çalıştı zira yoktu başka seçeneği. Canavarlar asıl sevilmemekten korkardı, Kutay'da kalbini söküp attı ki daha çok canı yanmasın, daha çok can yakmasın. İzmarit'in acısı ise kalbinde değildi yalnız, beyninde kocaman bir tümör varken, günden güne onu yiyip bitirirken nasıl sadece kalbi acıyabilirdi ki? Ama Kutay'a çok üzülüyordu. Onun hayatına yaralarını sarmak, yanında olmak, sevildiğini hissettirmek istediği için girmişti. Fakat en sonunda onun en büyük yarası haline geldi, hiçbir dikiş tutmayan ve kanadıkça kalbini zehirleyen bir yaraya. Yine de karşısına çıkamadı bir türlü. Yaşayıp yaşayamayacağını bile bilmezken nasıl bu kadar bencilce davranıp onunla mutlu olmayı isteyebilirdi? En iyisinin sevdiği herkesten uzaklaşıp onlara ölümüyle daha fazla acı vermemek olduğuna inandı, bir karar verdi ve öldüğü güne kadar da bu kararın sonuçlarına tek başına katlandı. Kutay asla İzmarit'ten sonra mutlu olmak istemedi ama hayat bir şekilde devam ediyordu yine de. Ne olursa olsun onun hala bir yerlerde iyi olduğunu düşünmekti belki de Kutay'a devam etme gücü veren şey ama her şeye rağmen öylesine bir hayattı artık onunkisi. Kalbi yoktu artık onun; dudaklarından gülümsemesi, ruhundan mutluluğu çalınmıştı bir kere. İyi kötü bir gelecek çizdi kendine Kutay, daha doğrusu dedesi çizdi onun için bir tane. Kutay bir daha asla İzmarit'i sevdiği gibi kimseyi sevemeyeceğini biliyordu ama artık umrumda değildi hiçbir şey, zira canavarlar zaten sevmezdi kimseyi. Derken, tam Amerika için yola çıkacağı gün dedesi ona bir paket verdi, bir arkadaşından geldiğini söyledi paketin. Kutay hazırlıklara devam etmek için odasına çıktığında kutuyu da beraberinde götürdü, açtı ve içine baktı. İşte o an kendisine yazılmış yüzlerce mektupla karşı karşıya kaldığı an ve onların İzmarit tarafından yazıldığını anladığı an artık olmayan kalbi yeniden teklemeye başladı. Bir kere, iki kere, üç kere... Sanki yeniden can bulmanın, tekrar yaşamanın o ürkekliğini yaşıyordu kalbi. Kutay titreyen elleriyle çekip aldı bir tanesini. 128. mektuptu, sonuncu mektup yani. 128... Sanki bir ömür önce yaşanmış gibi hatırladığı o günde, kütüphanede, yine 128. rafta ilk kez biraya gelmişti elleri. Masumiyet müzesinin durduğu o raf, o boşluk onları birleştiren yer olmuştu. Şimdiyse bu hatıra yalnızca acı veriyordu ona. Mektubu okumak çok zordu Kutay için çünkü içinde gerçekler vardı. İzmarit ve onun hikayesinin gerçekleri, bilmediği tüm o detaylar saklıydı bir kağıt parçasının üzerinde. Kutay o mektup sonrasında nihayet öğrendi her şeyi, bunca zamandır içini kemiren bütün sorular nihayet bir cevaba kavuştu. Artık biliyordu İzmarit'in keyfi yere onu terk etmediğini, hasta olduğu için, öleceğinden duyduğu korku yüzünden onu bırakmak zorunda kaldığını biliyordu. Ama yeni bir şey daha öğrenmişti şimdi Kutay. İzmarit'in şu an ona ihtiyacı vardı, sevgilisi ölüyordu ve ona geç kalmaması gerekiyordu. Kutay'ın kalbi bütün bedeninin kontrolünü ele geçirmişti o an. Adım atan onun ayaklarıydı oysa ama Kutay nasıl oradan ayrıldığını, uçağa atladığını veya kendni İstanbul'un sıcak yağmurlarla yıkanan sokaklarına attığını bilemedi bir türlü. Tüm düşünceleri ne kadar zamanı kaldığından bile emin olamadığı sevgilisi ile doluydu çünkü. Güç bela ulaştı onun kaldığı hastaneye, Sina'nın yardımıyla öğrendi kaçıncı odada yattığını ve bir an olsun soluklanmadan arşınladı hastanenin bütün merdivenlerini yolunun sonu ona çıksın diye. Kutay izmarit'i hayır Lidya'yı gördüğünde bir harabe vardı karşısında. Kanser tüketmişti sevgilisini, almıştı onun elinden o güzelim akşam kızılı saçlarını. Ama o saçlarını eğip Kutay'a gülümseyemese dahi biliyordu Kutay bu güzel kızın aradığı kişi olduğunu. Gitti, yanına çömeldi ve tuttu ellerini tenini onunkinden ayıran eldivenlere karşın. Dudaklarını bir maske örtse de öptü sevdiğinin şakaklarından. Nihayet kavuşmuşlardı artık ama bu sadece bir yanılsamadan ibaretti. Zira Lidya'nın kalbi kaldıramamıştı bu buluşmayı, ölümü beklerken sevdiğini karşısında bulsa dahi artık yolun sonundaydı o, zamanının tükendiği noktadaydı. Son kez veda etti sevdiklerine, son kez söyledi onlara sevgisini ama gözleri sonsuzluğa kapandı en nihayetinde. Bedenindeki hayat ışığı söndü ve eli düştü hasta yatağının üzerine. Odasında bir sessizlik oluştu o an. Kimse inanamadı Lidya'nın öldüğüne ama nihayet kalpleri gözlerinin gördüğü manzarayı kabul ettiğinde bir feryat koptu. Hepsi üzgündü fakat Kutay bu acıyla kavruluyordu adeta. Çok seslendi İzmarit'ine, bırakmak istemedi elini bir daha ama doktorlar onun cansız bedenini odadan çıkarırken hiçbir şey gelmedi yine de elinden. Çünkü ölümle savaşamazdı, her mezar tek kişilikti. O günün, temelli ayrılışlarının üzerinden iki koca yıl geçmişti. İzmarit bir mezarın içindeydi artık ama Kutay'ın da ondan bir farkı yoktu, onun da kalbi ölmüştü sevdiğiyle birlikte. Gidişiyle başa çıkamamış delirmişti. Ama belki de asıl deliren diğerleriydi çünkü Kutay'a onu, aşkını unutması için bir ilaç veriyorlardı. Yine de hiçbir şey Kutay'ın Lidya'nın asla tamamlayamadığı o mutlu sonu yazmasına engel olamamıştı. Şimdiyse penceresinin önünde bir sandalye ve boynunu sarıp acısını dindirmeyi bekleyen bir urgan vardı karşısında. Kutay son kez baktı hikayelerinin yazılı oldu daktilosuna, duvarlarına ardından sandalyeye çıktı ve sevdiğine kavuşma umuduyla yumdu gözlerini. Bu onun gözlerini son kez kapatışıydı. (┬┬_┬┬) (*」>д<)」─── (Küçük bir not= Aslında İzmarit 'teki tüm illüstrasyonları buraya koymak isterdim çünkü hepsi çok güzel ama sınırlar yüzünden mümkün olmadı ne yazık ki ಥ_ಥ)
1000Kitap
·
754 Gösterim
4 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Önce İzmarit'i okumuş ama çok bir şey anlamamıştım sonra aradan aylar geçti Kibrit'e başlamak istiyordum ama içimde bir korku vardı sonra bir arkadaşımın paylaşımlarını görüp başlamaya karar verdim ve o kadar içimde kalan bir hikaye oldu ki... İzmarit'in benimle olan benzerlikleri içimi yaktı geçti, bazı yerlerini kaldıramadım hatta incelememde de ben olsaydım senin gibi yapmazdım İzmarit diye yazdım. Her ne olursa olsun kesinlik fazlasıyla yaşanmışlık içeren, herkesin anlayamayacağı ve kaldıramayacağı türden bir kitaptı. Neyse ki onlarla yolum karşılaştı ve hikayelerine tanık oldum, bu bile çok güzeldi...
Firefly
Gönderi Sahibi
🙂‍↕️
Safir ve Milas’ı okurken Lidya’nın hikayesini çok merak etmiştim, bu kitabı da duymuştum ama aynı evrende geçtiklerini bilmiyordum. Sanırım senin sayende okuyacağım kitabı, teşekkürler🫶
Firefly
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim 😍 Ve bence mutlaka oku çok iyi bir kitap. Gene texting ve roman şeklinde iki kitap halinde: İzmarit ve Kibrit .
Spoi olur diye okuyamadim ama eline sagliiikkk😔🙏
Firefly
Gönderi Sahibi
Teşekkürler 🥰