İlk öyküde; bir kadının ölümünü üzerine almış bir adam, çocukluk arkadaşı olan savcısına mektuplar yazarak suçunu, suçluluğunu ve aslında mağdur olduğunu düşündüğü hâlleri anlatıyor. Kimin kurban, kimin cani olduğu net değil — okuduğunuzda suçun sadece bir eylem olmadığını, bir ruh hâli olduğunu hissediyorsunuz.
İkinci öyküdeyse; evli bir çiftin ölümünden tutuklanmış bir adam var karşımızda. Ama “gerçek” görüntüsüyle “görünenden” arasında uçurum var. Mektuplar, sessizlikler ve itiraflar üzerinden ilerleyen bu hikâye, suçun ve cezanın ötesinde insan ilişkilerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.Sonuç olarak… Bu kitap sadece polisiye değil; vicdan, yalnızlık ve insanın içindeki gölgeyle yüzleşme üzerine. Kısa ama etkili; okurken sizi bir yandan düşündürüyor, bir yandan rahatsız ediyor ama bırakamıyorsunuz. Şiro HamaoŞeytanın Çırağı