Dostoyevski’nin Beyaz Geceler’i, yazarın en sade ama duygusal olarak en derin eserlerinden biridir. Orhan Pamuk’un da belirttiği gibi, bu hikâyede Dostoyevski’nin karmaşık karakterlerinden çok, “saf ve lirik” bir anlatım ön plandadır .
Eserdeki “hayalperest” karakter, Petersburg’un beyaz gecelerinde yalnızlıkla, umutla ve sevginin geçiciliğiyle yüzleşir. Yalın ama içten bir üslup vardır: aşk burada ihtiras değil, ruhun sessiz bir arayışıdır. Kahraman, sevdiği kadını kaybettiğinde bile acıyı bir tür mutluluk olarak yaşar — çünkü Dostoyevski’ye göre kısa bir sevinç bile bütün bir yalnızlığa bedeldir.
Roman, insanın hayal gücüyle gerçeğin çatıştığı o ince sınırı ustalıkla işler; bu yönüyle yazarın dev romanlarından farklı olsa da, onları hazırlayan en insani temeli taşır: saf bir kalbin trajedisi.