Mutluluk; bir ahmak ıslatan gibidir. Gün ortasında ansızın beliriveren ve bir anda kaybolan etkisini bir çırpıda kaybeden kısa bir süreç...
Acı ise gök gürültülü sağanak bir yağış gibi. Bir sürecin oluşumundan bahseder, ve kendisini değerli kılan da bu sancılı süreçtir. Ve bu yağmurdan sonra bazı şeyler anlam kazanır. Yağmurun yeryüzü için ne sakladığını bilemeyiz ne kadar tehlikeli görünsede,korkutsa da bulutlar, özüne baktığında bu çetrefilli süreçten geçen bir yağmur damlası bir sonraki yağmur damlalarıyla bir anlam kazanıp yeryüzündeki tüm mevcudiyetleri besleyip, yenilerine yer açıp, zayıf olanı ortadan temizleyip en güzeli, en ideali ve olması gereken için alan yaratacaktır. Buda yeniden var oluşu, küllerinden tekrar doğmayı temsil eder daha gerçekçidir. :)
Yani demem o ki; o bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda ıslanmaktan korkmayın, kulak zarlarınızı yoklayan gök gürültülerinden. Sizi yücelten,o denizde fırtınalara nasıl, ne denli göğüs gerdiğinizdir. Koca bir okyanus dinginken pek bir şey anlam ifade etmez durağan bir tablodan ibarettir ama dalgalıyken daha cazip gelir insana ve daha güçlü kılar ve daha renkli tablolara sahip olursunuz sonrası için. Acılar işte o tabloyu en güzel şekilde tonlayan bir takım dokunuşlardır sonrası için... :)
Kolay gelen mutluluk hep yüzeyde kalıyor çünkü emek vermediğin şey yüreğine değil sadece anına dokunuyor ama acı o insana kendini tanıtıyor. Yıkıyor yakıyor ama sonunda seni senden daha güçlü biri yapıyor. Mutluluk geçip gider acı kalır ama o kalıntının içinde olgunluk ve farkındalık vardır. O yüzden bazen gülerek değil yanarak büyür insan. Hocam ve bazı cümleler var ya okunsun diye değil dokunsun diye yazılır