Selam yıldızlarım! Bugün size peçeteyle beraber okuduğum “Son Mektup” kitabıyla geldim. İlk bölümdeki mektup o kadar merak ettirici bir şekilde kitaba giriş yapmanıza neden oluyor ki... Mektuplaşma, tanışma evresi derken minik bir sorun okumaya başladık. Altından bir şey çıkacağını biliyordum ama bu kadarı… İçimden bir parça koptu sanki. “Belirsizlik insanı içten yiyen bir virüs gibidir. Ortaya çıkmak için can atar fakat çıkmamak için de canla başla direnir.” misaliydi bu olay.
Size bu kitapla alakalı uzun uzun cümleler kurmak, hislerimi anlatmak, kitabı okumanız için size sayısız sebep sunmak istiyorum. Fakat hiçbirini yapmayacağım. Fotoğraflar arasında bir video var. Sadece kitabı okurken verdiğim tepkilerimi içeriyor. Koca bir yaşam, koca bir hikaye 1 dakikalık videoya sığdı. Ufak anlar koydum ama hepsi, kitap boyunca tekrarlanan tepkilerimden ibaret. Kaldıramayacağım, içime öküz oturmasına neden olacak sayfaların bende sebep oldu tahribatın görünen yüzü sadece bu. Sizi okumanız için zorlayamam. Çünkü herkes ağlayacağını bilerek bir kitabı okumaz. Lakin size tavsiyem, onlarla tanışmanız gerektiği olacak. BU hikayeye ortak olmak, tek bir hikayeye değil; binlerce hikayeye ortak olmam demek aslında. Bunun ne demek olduğunu okuduğunuzda anlayacaksınız. O kadar derin, o kadar anlamlı, o kadar… O kadar bir hikayesi var işte. Bir an kadar her şey ve o anın kıymetini bilmekle alakalı birçok şey. Hissedeceksiniz. Belki de iliklerinize kadar bileceksiniz fakat okumaktan geri duramayacaksınız. Elinizden atıp ‘devam edemem’ , ‘daha fazlasını kaldıramam’ diyeceksiniz ama dışarıda daha fazlasını kaldırmak zorunda olanlar olduğunu bilerek devam edeceksiniz. İşte bu hikaye hem kelimelerle ifade edilebilecek kadar basit hem de içinden çıkamayacağınız kadar ağır. Tek dileğim okumanız ve onlara destek olmanız. Umarım kalbiniz sızlasa, hatta içiniz kan ağlasa bile kitabı okuyup bitirebilecek gücü kendinizde bulabilirsiniz. Şimdiden uyarı, peçetenizi yanınızda bulundurun. Fazlaca ihtiyacınız olacak.