8/10
·128 syf.··
2024 4. kitabı
Karakter Dökümü: Ziya'nın Vicdan Muhasebesi Oğuzhan Uğur 'un 67 adlı eseri, başkahramanı Ziya Hudutlu'yu sadece 67 dakikalık bir komaya değil, zamanın eridiği ve hafızanın bir mahkemeye dönüştüğü çetin bir psikolojik potaya sürükler. Ziya'nın geçirdiği trafik kazası sonrası bilincini yitirdiği bu süre boyunca yaşadığı gerçeküstü ve korku dolu olaylar silsilesi, aslında onun unuttuğu ya da bastırdığı geçmişiyle bir yüzleşmedir. Tanıştığı her karakter, Ziya'nın hayatında işlediği bir suçu, görmezden geldiği bir hatayı veya sebep olduğu bir travmayı temsil eden sembolik birer figürdür. Bu karakterler, onun parçalanmış ruhunun ve kirli vicdanının aynadaki yansımalarıdır. 1. Ana Karakter: Ziya Hudutlu – Kayıp Hafıza ve Kirli Geçmiş Hikayenin merkezinde yer alan Ziya, anlatının başında hafızasını tamamen yitirmiş halde uyanır; bu durum, onun kendi geçmişinden ve işlediği suçlardan ne denli koptuğunu, benliğini nasıl inkar ettiğini simgeleyen güçlü bir metafordur. Koma boyunca süren tekinsiz yolculuğu, onu yavaş yavaş karanlık gerçeğiyle yüzleştirir: O, gücünü kişisel çıkarları için acımasızca kullanan bir "savcı"dır. Gördüğü her kabus, tanıştığı her hayalet, unuttuğu benliğinin karanlık bir parçasını ona geri vererek acı verici bir kendini yeniden tanıma süreci başlatır. Bu nedenle Ziya'nın temel çatışması, dışsal antagonizmalardan ziyade, parçalanmış psişesininin kendi kendine açtığı bir iç savaştır. Bu vicdan, bazen Alnı Delik Celil, bazen de "Genç Ziya" olarak karşısına çıkan, inkar etmek istediği geçmiş benliğidir. Bu hayaletler, Ziya'nın ahlaki iflasının kaçınılmaz mimarları olarak, tamamen kendi eylemlerinden doğmuştur. 2. Aynadaki Hayaletler: Ziya'nın Geçmişiyle Yüzleşmesi Ziya'nın koma boyunca karşılaştığı her figür, onun ahlaki çöküşünün farklı bir aşamasını veya neden olduğu trajedilerden birini temsil eder. 2.1. Fevzi (Baba) ve Genç Ziya: Aile İhanetinin Kökeni Baba Fevzi, Ziya'nın ardında bıraktığı ahlaki değerleri, aile bağlarını ve onurlu bir yaşam idealini temsil eder. Onun çaresizliği, Ziya'nın ahlaki pusulasını kaybettiği ilk anların trajik bir anıtıdır. Genç Ziya'nın, hasta kardeşi Nurullah'ın tedavi parasını çalarak ailesine ihanet ettiği an, onun ahlaki çöküşünün başlangıcı, "ilk günahı"dır. Babasının intihar mektubunda bu ihanetin ağırlığı şu cümlelerle özetlenir: "O vefasız, kardeşinin tedavi parasını çalıp çarçur edince... o da koyuyor insana, bir çaresizken bin çaresiz edince." Genç Ziya ise, yetişkin Ziya'nın inkar etmek istediği acımasız, bencil ve hırslı geçmişidir. Ziya'nın gençliğine duyduğu öfke ve ondan utanması, aslında kendine duyduğu derin nefretin bir dışavurumudur. 2.2. Celil Berki: Yolsuzluğun Rehberi ve Yargıcı Alnının ortasındaki kurşun deliğiyle beliren Celil, Ziya'nın vicdanının hem alaycı bir rehberi hem de acımasız bir yargıcıdır. Celil, Ziya'nın "zaman aşımı" kararı vererek üstünü örttüğü bir mafya cinayetinin kurbanı olarak, adalet sisteminin nasıl manipüle edildiğinin canlı ve kanlı bir kanıtıdır. Ancak rolü bununla sınırlı değildir; Ziya'nın babasına intihar edeceği silahı veren (s. 66) ve polis kovalamacasında aracın içinden ona sırıtan (s. 91) da odur. Bu özellikleriyle Celil, Ziya'nın vicdanının neredeyse doğaüstü bir ajanı haline gelir; günah ve cezanın kilit anlarında belirerek kaçınılmaz yargıyı kolaylaştırır. Ziya'yı sürekli "Bana kim olduğunu söylemeni istiyorum." sorusuyla sıkıştırması, basit bir kimlik sorgulamasından çok, ahlaki bir kimlik beyanını talep eder. 2.3. Yakup Karaosman: Vebalin Bedeli Eğer Celil, Ziya'nın manipüle ettiği bozuk sistemin hayaletiyse, Yakup Karaosman o sistemin yarattığı insani trajedinin somut halidir. Kızı organ yetmezliğinden ölen bu acılı baba, Ziya'nın vicdan mahkemesinde davacı olarak belirir. Ziya, kendi kızı Sude için gereken organı, yasa dışı yollarla Yakup'un kızının sırasını çalarak temin etmiştir. Yakup'un "Sen bizim sıramıza kaynak yaptın ortağım..." suçlaması, bu eylemin ahlaki ağırlığını Ziya'nın yüzüne bir tokat gibi çarpar. Bu yüzleşme, Celil'in temsil ettiği sistemik yolsuzluktan çok daha kişisel ve yıkıcıdır, çünkü Ziya'nın bu suçu, kızına duyduğu sevgi gibi saf bir duygudan doğmuştur. Yakup, Ziya'nın eylemlerinin insani bedelini temsil ederek, onun kendi kızını kurtarma hırsıyla başka bir ailenin trajedisine nasıl kayıtsız kaldığını acımasızca yüzüne vurur. 2.4. Sude Hudutlu: Masumiyetin Kurban Edilişi Ziya'nın kızı Sude, hikayedeki masumiyetin ve Ziya'nın karanlık dünyasında kurban edilen tüm temiz değerlerin en saf sembolüdür. Ancak bu masumiyet, trajik bir paradoks barındırır: Sude, Ziya'nın hem "hayattaki tek temiz bağı" hem de en iğrenç suçunun yaşayan kanıtıdır. Ziya'nın onu kurtarmak için işlediği organ kaçakçılığı suçu, Sude'nin masumiyetini lekelemiştir. Ziya, bu masumiyet sembolünü korumak adına başka bir ailenin masumiyetini geri dönülmez bir şekilde yok etmiş, böylece kendi kızının hayatını başka bir çocuğun ölümünün manevi borcuyla kirletmiştir. Ziya'nın kabuslarında kızının tekrar tekrar ölmesi, bu derin suçluluk duygusunun ve kızının hayatını kirli yollarla "kurtarmış" olmasının bir yansımasıdır. 2.5. Ege Hudutlu: Aşk, İhanet ve Kurtuluş Umudu Ege, Ziya için hem bir kurtuluş umudu hem de en derin ihanetlerinin aynası olarak ikili bir rol oynar. Ziya'yı kapalı kaldığı hangardan bir balyozla kurtarmaya çalışması, onun için umudu ve dış dünyayla tek bağlantısını simgeler. Ancak aynı zamanda, Ziya'nın onu aldattığı anılara tanıklık etmesi ve aralarındaki "Senin yüzünden..." diye başlayan tartışmalar, ilişkilerinin Ziya'nın ahlaki çöküşüyle nasıl bir karadeliğe dönüştüğünü gösterir. Bu ikili rol, Ege'nin Ziya'yı binadan aşağı ittiği sahnede doruğa ulaşır. O an söylediği, “Daha ihanet var!” cümlesi, Ziya'nın sadece mesleki değil, en kişisel ilişkilerinde bile nasıl büyük bir yıkıma yol açtığının nihai yargısıdır. Tüm bu karakterler, Ziya'nın parçalanmış ruhunun farklı yönlerini temsil eder ve hikayenin finalinde bu parçalar, onun kaçınılmaz sonunu hazırlamak için bir araya gelir. 3. Sonuç: Arınma ve Kaçınılmaz Son Ziya'nın komada karşılaştığı her karakter, aslında kendi vicdan mahkemesinin bir üyesidir: tanıklar, davacılar ve yargıçlar. Bu süreç, Celil'in alaycılıkla belirttiği gibi bir "arınma"dır ("Arınıyor, arınıyor..."). Ancak bu, ruhani bir kurtuluş değil, suçlarının bedelini ödediği acımasız bir psikolojik kendini imha etme eylemidir; ateşle değil, hafızayla gelen bir temizleniştir. Ziya sonunda kim olduğunu, ne yaptığını hatırlar. Ancak bu hatırlayış, onu özgür bırakmak yerine, işlediği suçların ağırlığı altında ezilerek kaçınılmaz sona doğru sürükler. Hastaneden çıkıp basına kimliğini "sayın savcım" olarak teyit ettirdiği an, gerçek dünyadaki son eylemi olur. Bu, komada yüzleştiği suçlu kimliği kamusal alanda sahiplenmesi ve kendi mahkumiyetini imzalamasıdır. Anlatının sonunda Ziya, Ege ve Sude için dikilen üç mezar taşı, bu vicdan muhasebesinin tek çıkış yolunun topyekûn bir yok oluş olduğunu simgeler. Ailesini de kendi karanlığına çekerek yok etmiştir. Kitabın sonundaki ayet, bu ilahi adalet ve kaçınılmaz son temasının altını çizer: "De ki; Allah, beni ve benimle olanları helak edecek ya da rahmetine erdirecek olsa; acaba inanmayanları elim azaptan kim koruyabilir?" (Tebareke, 67. Sure, 28. Ayet)
67Oğuzhan Uğur · Hayykitap · 20182,823 okunma
·
73 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Ruhi Atakan BEKMEZCİ
Gönderi Sahibi
Yaklaşık iki yıl önce okuduğum bu güzel kitabı yeniden elime aldım, bu kez detaylı bir inceleme yaptım. Umarım keyifle okursunuz.