10/10
·440 syf.··
2025 66. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2025 23:41
Soner Yalçın'ın "Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor" adlı eseri, Türkiye'deki İslamcı hareketin tarihsel evrimini, ideolojik dönüşümünü ve günümüzdeki siyasi-toplumsal konumunu eleştirel bir mercekle incelemektedir. Kitabın ana tezi, samimi ve ahlakı merkeze alan bir İslam anlayışı ile yazarın "dincilik" olarak tanımladığı, dini ticari ve siyasi çıkarlar için araçsallaştıran, şekilci ve yozlaşmış bir zihniyet arasındaki köklü ayrıma dayanmaktadır. Eser, Nurettin Topçu, Cemil Meriç ve Nezihe Araz gibi ahlakı ve entelektüel derinliği önceleyen Müslüman aydınların profillerini çizerek, günümüzdeki "sınıf atlayan mücahitlerin" bu idealden ne denli uzaklaştığını vurgulamaktadır. Kitap, Türkiye'deki sol-İslamcı çatışmasının kökenlerini, özellikle Soğuk Savaş döneminde İngiliz ve Amerikan istihbarat servislerinin (CIA/Gladio) manipülasyonlarına bağlamaktadır. Yazar, "Yeşil Kuşak Projesi" gibi stratejilerin, Türkiye'deki toplumsal fay hatlarını derinleştirdiğini ve solu kendi halkına ve kültürüne yabancılaştırdığını savunmaktadır. Güncel siyasete odaklanan bölümlerde ise Ergenekon soruşturması, Sırbistan, Gürcistan ve Ukrayna'daki "renkli devrimler" bağlamında bir "sivil darbe" olarak yorumlanmaktadır. Bu sürecin arkasında, ABD'nin "Büyük Ortadoğu Projesi"ne direnen Türk Silahlı Kuvvetleri'ni (TSK) tasfiye etmeyi amaçlayan, Fethullah Gülen cemaati ile liberal aydınlardan oluşan bir ittifakın olduğu iddia edilmektedir. Bu bağlamda, cemaatin ABD'deki yapılanması, emniyet teşkilatındaki gücü ve Utah merkezli psikolojik harp faaliyetleri detaylı bir şekilde incelenmektedir. Eser, bu ana siyasi analizlerin yanı sıra kıyafet, sanat, tarih yazımı ve Kürt sorunu gibi çeşitli kültürel ve toplumsal meseleleri de tarihsel bir perspektifle ele alarak bütüncül bir Türkiye analizi sunmaktadır. 1. "Dincilik" ve İslam Arasındaki Temel Ayrım Kitabın temel argümanı, yazarın babasının camiden soğumasına neden olan ve dini özünden koparıp şekilciliğe ve ticarete indirgeyen "Allahsız dinciler" olarak tanımladığı zihniyet ile ahlakı ve maneviyatı önceleyen gerçek İslam anlayışı arasındaki fark üzerine kuruludur. Dinciliğin Tanımı: Yazar, dinciliği, Kuran'ın emrettiklerini yapmak yerine, kendi yaptıklarına Kuran'ı uydurma çabası olarak tanımlar. Bu zihniyetin temel özellikleri şunlardır: - İbadeti ifrata vardırmak. - Dini, ticari bir meta haline getirmek. - Şekilciliği (sakal öpmek, tespih sayısı, sesli dua) ruhun önüne koymak. - Dini bir "matematik sistemine" indirgemek. - Politikacı, gazeteci, akademisyen gibi çeşitli kimlikler altında toplumsal hayatta yer almak. 1.1. İdeal Müslüman Aydın Portreleri Yazar, "dincilik" eleştirisine karşıt olarak, hem Müslüman kimliğini hem de entelektüel derinliği ve toplumsal duyarlılığı birleştiren aydınları örnek olarak sunar. Nurettin Topçu: "Müslümanların" Güler Yüzlü Sosyalisti Felsefi Duruşu: Fransa'da Sorbonne'da "İsyan Ahlakı" üzerine doktora yapmış bir felsefeci ve ahlak kuramcısıydı. "Anadolu Müslüman sosyalizmi"ne inanıyordu. Felsefe ve Din:* Felsefenin insanı şüpheye düşüreceği yönündeki dinci görüşlere şiddetle karşı çıkarak, "Felsefe olmazsa Büyük Kitap'ı hakkıyla anlayamazsınız, sadece ezberlersiniz" demiştir. Gazalici Molla Zeyrek'in felsefeyi savunan İbn Rüşdcü Hocazade'ye karşı kazandığı tartışmayı, "Müslüman yozlaşmasının miladı"** olarak görmüştür. Dinci Neşriyat Eleştirisi: Dini yayınların "cehalet, ticaret ve düşüklükten berbat bir eser verdiğini" ve ilkçağ insanını bile güldürecek bir iptidailikle meselelere yaklaştığını belirtmiştir. Yaşamı: Nakşibendi Gümüşhanevi Dergâhı'na bağlanmış, Celal Ökten Hoca'dan İslami ilimler dersi almış, imam-hatip okullarının kuruluşunda çalışmıştır. Robert Kolej'de ders vermiş, 27 Mayıs sonrası "devrim aleyhtarı" bulunarak görevden alınmıştır. Sosyalist olduğu gerekçesiyle milliyetçi derneklerden de uzaklaşmak zorunda kalmıştır. 10 Temmuz 1975'te pankreas kanserinden vefat etmiştir. Cemil Meriç: Fikir Arkeoloğu Entelektüel Kimliği: 1954'te gözlerini tamamen kaybettikten sonra kendini okumaya ve yazmaya adamıştır. Başlangıçta Türkiye solu tarafından yok sayılmış, eserleri genellikle sağcı gençler tarafından okunmuştur. Sosyalizm Anlayışı: "Sosyalizm" kelimesinden korkanları "yobaz" olarak nitelemiş ve sosyalizmi "emeğin değerlendirilmesi, insanın insanı istismar etmemesi" olarak tanımlamıştır. Kendine has, milli hasletlerle çelişmeyen bir sosyalizmi savunmuştur. Said-i Nursi Yorumu: Nurculuğu, "kısır bir üniversiteye karşı medresenin, küfre karşı imanın, Batı'ya karşı Doğu'nun isyanı" olarak görmüş, ancak Said-i Nursi'nin 1930'larda haklı olsa da günümüzde geçerli olmadığını belirtmiştir. İslam'da "şeyhlik" kurumunu da eleştirmiştir. Nezihe Araz ve Kenan Rifai Dergâhı Arka Planı: Babası CHP milletvekili Rıfat Araz'dı. Gençliğinde Behice Boran ve Muzaffer Şerif Başoğlu gibi solcu aydınların çevresinde yer almış, Adımlar dergisinde çalışmış ve Boran'ın asistanı olmuştur. Tasavvufa Yönelişi: 1948'de Behice Boran üniversiteden atılınca o da ayrılmış ve babası aracılığıyla İstanbul'daki Rıfai Dergâhı Piri Kenan Rifai'nin "tasavvuf okuluna" girmiştir. Kenan Rifai Dergâhı'nın Özellikleri: Bu dergâh, kadınların ön planda olduğu, modern giyimli, eğitimli kadınların (Safiye Erol, Sâmiha Ayverdi vb.) katıldığı, kadın-erkek karışık sohbetlerin yapıldığı modernist bir yapıya sahipti. Dergâhın postnişinine Kenan Rifai'den sonra hep kadınlar (annesi Hatice Cenan Sultan, Sâmiha Ayverdi, İlhan Ayverdi, Cemalnur Sargut) oturmuştur. Nezihe Araz'ın Kimliği: Yazar, Araz'ı Atatürk'e hayran, hem Mevlana'yı anıp hem rakı içebilen, siyaset üstü duruşuyla "Türkiye'nin kendisi" olarak tanımlar. 2. İslamcı Hareketin Sınıfsal ve Ahlaki Dönüşümü Kitap, özellikle 12 Eylül 1980 sonrası ortaya çıkan ve AKP iktidarıyla zirveye ulaşan yeni İslamcı elitin, geçmişteki "mücahit" kimliğinden sıyrılarak nasıl zenginleştiğini ve ahlaki bir erozyona uğradığını iddia etmektedir. 2.1. İslâm Dergisi Çevresi: Mücahitlikten Müteahhitliğe Kuruluş ve Çizgi: Nakşibendi Gümüşhanevi Dergâhı'na bağlı olarak Şeyh M. Esad Coşan'ın başyazarlığında çıktı. Hasan Hüseyin Ceylan genel yayın yönetmeni, Aykut Zahid Akman ise yazı işleri müdürüydü. Dergi, Turgut Özal liderliğindeki ANAP'a yakındı, ancak Necmettin Erbakan ve Refah Partisi'ne (RP) mesafeliydi. Sınıf Atlayan Kadrolar: Derginin çekirdek kadrosu, RP'nin yükselişiyle birlikte siyasete atıldı. Zahid Akman, Zekeriya Karaman, Akif Gülle gibi isimler RP'den milletvekili oldu ve daha sonra AKP'nin kurucuları arasında yer aldı. Zenginleşme ve Eleştiriler: Bu grup, geçmişte karşı çıktıkları her şeyi kendileri yapmakla ve büyük servetler edinmekle eleştirilmektedir. 350 milyon dolarlık Armada İş Merkezi'nin sahibi olmaları ve Deniz Feneri davası bu eleştirilerin merkezinde yer alır. Zahid Akman ve Çelişkileri: Akman'ın Almanya'ya giriş yasağı, ticari faaliyetleri ve mal varlığı konusundaki beyanları ile gerçekler arasında çelişkiler olduğu belgelerle iddia edilmektedir. 2.2. Fehmi Koru'nun Yükselişi ve Beykoz'daki Yalısı Kariyeri ve Dönüşümü: Milli Gazete ve Zaman'dan sonra Yeni Şafak'ta yazarken İstanbul'daki liberal çevrelerle yakınlaşmış ve zamanla Ankara'dan İstanbul'a taşınmıştır. Yalı İnşaatı: İstanbul Boğazı'nda, Beykoz Gümüşsuyu Mahallesi'nde aldığı bir "gecekonduyu", Boğaz'daki imar yasaklarına rağmen yıkarak yerine bir yalı inşa ettirdiği iddia edilmektedir. Bu süreçte Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül'ü köşesinde sık sık övmesinin bu inşaatla bağlantılı olabileceği iması yapılmaktadır. Medya Gücü ve Geliri: Çok sayıda televizyon kanalında program yapması ve gazetelerde yazmasıyla büyük bir medya gücüne ve gelire ulaştığı belirtilerek, Maliye Bakanlığı'nın diğer gazetecilere yaptığı mali denetimi ona yapıp yapmadığı sorgulanmaktadır. 2.3. Ahlaki Yozlaşma ve "Metroseksüel Dinciler" İkiyüzlülük Eleştirisi: Dini söylemleriyle öne çıkan kişilerin kişisel yaşamlarındaki çelişkiler vurgulanmaktadır. Hüseyin Üzmez ve Müslüm Gündüz Vakaları: Çocuk istismarı ve Fadime Şahin olayı gibi skandallarda dinci medyanın takındığı tavır eleştirilmektedir. Müslüm Gündüz'ün basıldığı evin Hüseyin Üzmez'e ait olduğu hatırlatılmaktadır. Şans Oyunları: Bir yanda kumar parasını "günah" diye evine sokmayan Revnak Hanım'ın (yazar Cemaleddin Server Revnakoğlu'nun annesi) Milli Piyango biletini kesmesi örneği verilirken, diğer yanda AKP hükümeti döneminde şans oyunlarının (İddaa, Süper Loto vb.) yaygınlaştırılması bir çelişki olarak sunulmaktadır. Yeni Dindar Elit: AKP ile birlikte ortaya çıkan yeni zengin kesim, "metroseksüel dinciler" olarak tanımlanmakta ve şu özelliklerle eleştirilmektedir: Marka Takıntısı: Vertu telefon, Franck Muller saat, Prada, Armani, Gucci gibi lüks markalara düşkünlük. Yaşam Tarzı: Estetik operasyonlar, lüks kuaförler, Papermoon gibi sosyetik mekanlarda görünür olma. Başakşehir Örneği: Muhafazakâr bir yerleşim yeri olarak bilinen Başakşehir'in, bazı zengin iş adamları tarafından çapkınlıkları için "garsoniyer" olarak kullanıldığı iddia edilmektedir. 3. Tarihsel Perspektif: Sol, İslam ve Dış Müdahaleler Yazar, Türkiye'deki birçok toplumsal ve siyasi sorunun kökeninde, dış güçlerin manipülasyonları ve yerli aktörlerin bu oyunlara alet olması olduğunu savunmaktadır. 3.1. Solun Halktan ve Kültürden Kopuşu Kaba Pozitivist Anlayış: Solun, dini ve kültürel değerlere yabancılaşması, onu kendi halkıyla buluşturamamıştır. Roger Garaudy'nin Sosyalizm ve İslamiyet gibi eserleri bu amacı taşısa da, genel yaklaşım Müslümanları soldan soğutmuştur. Edebiyattaki Yansımalar: Refik Halid Karay'ın Kadınlar Tekkesi ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Nur Baba gibi romanları, konuya "dışarıdan bakan kaba bir anlayış" olarak eleştirilirken, Reşat Nuri Güntekin'in Yeşil Gece ve Miskinler Tekkesi gibi eserleri, dincilik ile İslamiyet'i ayıran "içeriden" bir bakış olarak övülmektedir. 3.2. Soğuk Savaş ve Gladio'nun Rolü İngiliz Propagandası: Osmanlı'nın son dönemlerinde İngilizlerin, "İslam ile sosyalizm arasında fark yoktur" görüşünü çürütmek için "mülk ve kadın ortaklığı" (iştirak-i emval ve iyâl) yalanını yayarak sosyalizmi halk nezdinde itibarsızlaştırdığı iddia edilmektedir. CIA ve Kontrgerilla: Soğuk Savaş döneminde her NATO ülkesinde kurulan Gladio teşkilatının Türkiye'deki uzantısının kontrgerilla olduğu belirtilmektedir. Bu yapının, Komünizmle Mücadele Derneği ve İlim Yayma Cemiyeti gibi sivil örgütler aracılığıyla solculara karşı bir cephe oluşturduğu ve 12 Eylül 1980 darbesine giden kanlı süreci hazırladığı savunulmaktadır. Yeşil Kuşak Projesi: ABD'nin 1970'lerdeki "Yeşil Kuşak Projesi" kapsamında Sovyetler Birliği'ni çevrelemek için İslam'ı bir araç olarak kullandığı, ancak İran Devrimi gibi gelişmelerle bu planın bozulduğu, bu durumun ABD için Türkiye'nin önemini daha da artırdığı ifade edilmektedir. 4. Güncel Siyasi Analiz: TSK, Cemaat ve "Renkli Devrimler" Kitabın en kapsamlı bölümlerinden biri, Ergenekon soruşturmasını merkezine alarak TSK'nın hedef alınmasını ve Fethullah Gülen cemaatinin bu süreçteki rolünü analiz etmektedir. 4.1. TSK Neden Hedefte? ABD Politikalarına Direnç: Yazar, TSK'nın hedef alınmasının temel nedeninin, ABD'nin "Büyük Ortadoğu Projesi"ne ve "ılımlı İslam" modeline karşı çıkması olduğunu iddia eder. Graham Fuller, Paul Henze gibi CIA yetkililerinin "Kemalizm öldü" ve "Türkiye federalizme geçmeli" şeklindeki görüşleri, bu projenin teorik altyapısı olarak sunulur. Irak Tezkeresi ve Sonrası: 1 Mart Tezkeresi'nin reddedilmesinde ordunun rol oynadığı ve bu durumun ABD'de büyük rahatsızlık yarattığı, Paul Wolfowitz gibi neo-con isimlerin orduyu "liderlik rolünü oynamamakla" suçladığı belirtilmektedir. Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu gibi komutanların ABD'ye mesafeli duruşu ve Avrasyacı arayışları, ABD tarafından "tehdit" olarak algılanmıştır. 4.2. Ergenekon ve "Renkli Devrimler" Paralelliği Yazar, Ergenekon soruşturmasını, ABD ve George Soros destekli sivil toplum kuruluşları aracılığıyla Sırbistan, Gürcistan ve Ukrayna'da gerçekleştirilen "renkli devrimlere" benzetmektedir. Gürcistan Örneği (2006): - Muhalif partilerin üyeleri, "hükümeti darbeyle devirmek" suçlamasıyla eşzamanlı operasyonlarla gözaltına alınmıştır. - Yandaş medya (Rustavi2 TV) "Darbeciler yakalandı!" manşetleri atmıştır. - Toplumun saygın isimleri, adi suç örgütleriyle ilişkilendirilerek itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. - Birbiriyle düşman olan grupların (Şevardnadzeciler ve ona suikast düzenlemekle suçlananlar) nasıl bir araya gelip darbe planladığı anlaşılamamıştır. - Dava kapalı oturumlarla yapılmış ve sanıklar ağır cezalara çarptırılmıştır. - Ortak Yöntemler: Bu devrimlerde kullanılan ortak taktikler şöyle sıralanır: * Soros destekli STK'lar ve medya kuruluşları. * Seçim öncesi muhalefeti önde gösteren "kamuoyu anketleri". * Anketlerin tersi sonuç çıkınca "hile yapıldı" propagandasıyla halkı sokağa dökmek. * Gençlik örgütlerinin (Otpor, Kmara, Pora) aktif rol oynaması. 4.3. Fethullah Gülen Cemaati ve ABD Bağlantıları Kitap, bu "sivil darbe" sürecinin Türkiye'deki en önemli aktörlerinden birinin Fethullah Gülen cemaati olduğunu ve cemaatin ABD istihbaratıyla derin ilişkileri olduğunu iddia etmektedir. Yeşil Kart Davası: Fethullah Gülen'in ABD'de kalmak için açtığı davada, referans mektubu yazanlar arasında eski CIA yetkilileri George Fidas ve Graham Fuller ile eski ABD Büyükelçisi Morton Abramovvitz'in bulunması, bu ilişkinin en somut kanıtı olarak sunulmaktadır. Opus Dei Benzerliği: Cemaat, İspanya merkezli Katolik örgüt Opus Dei'ye benzetilmektedir. Opus Dei'nin de "hoşgörü" ve "diyalog" kavramlarını kullanarak eğitim yoluyla devletin kilit noktalarına sızan, antikomünist, gizli ve zengin bir yapı olduğu belirtilmektedir. Emniyetteki Yapılanma ve Utah Merkezi: * Polis Eğitimi: YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın öncülüğünde, önce ODTÜ'de, sonra ABD'nin Kuzey Texas Üniversitesi'nde polis eğitim enstitüleri (TIPS/TISD) kurulduğu ve bu kurumlar aracılığıyla çok sayıda polisin ABD'de CIA ve FBI ile yakın ilişki içinde eğitim aldığı iddia edilmektedir. * Utah'taki Psikolojik Harp: Utah Üniversitesi'nin, Türkiye'ye yönelik bir psikolojik harp merkezi haline geldiği savunulmaktadır. TSK'ya ait olduğu iddia edilen gizli belgelerin (andıçlar, darbe günlükleri) bu merkezden, özellikle de burada bulunan polis kökenli akademisyen Emre (Emrullah) Uslu aracılığıyla Taraf gibi gazetelere servis edildiği öne sürülmektedir. * Hakan Yavuz'un Kopuşu: Bir dönem cemaate yakınlığıyla bilinen Utah Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hakan Yavuz'un, cemaati "samimi olmamak", "Cumhuriyet felsefesine aykırı bir siyasi proje peşinde olmak" ve "dış aktörler karşısında edilgen olmakla" eleştirerek ilişkisini kestiği belirtilmektedir.
Siyaset
Bu Dinciler O Müslümanlara BenzemiyorSoner Yalçın · Doğan Kitap · 20151,360 okunma
·
509 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.