10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2025 565. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2025 00:28
"ALTI HARFLİ BİR TATLI" "Aynı evi paylaşan, hiç konuşmadan, kavga etmeden, birbirine dokunmadan seneler geçiren insanların geçimi de geçimsizlik değil mi? Çiçeği ha bir günde koparıp atmışsın kökünden, ha yavaş yavaş solmasına izin vermişsin.." Zamanın acımasız sessizliği içinde kaybolan nice hayatlar vardır. Görünürdürler ama kimse gerçekten bakmaz; konuşurlar ama kimse gerçekten dinlemez. Selime Teyze’nin hikâyesi tam da bu sessizliğin içinden yükselen bir çığlık gibi… Birisi yaşlı, diğeri genç… Kader ağlarının ördüğü yollarda karşılaşan iki kadının dertleşmesi üzerine kurulmuş bir hikâye. Bazen bir insan o kadar yok sayılır ki, varlığını ispatlamak için gerçekten yok olmayı seçer. Çocuklarının dünyasında kendine yer bulamayan, varlığı alışkanlığa, yokluğu da fark edilmezliğe dönüşen bir anne Selime. Bir gün, kimseye haber vermeden ortadan kaybolur. Gönülsüz ama planlı bir kaçıştır bu. Arkasında yılların yükünü, kırgınlıklarını ve söylenmemiş sözlerini bırakarak, bir köyün sessizliğine sığınır. Belki bulunmayı bekler, belki de ilk kez kendini bulmak ister. Ama hayat, onun bu inzivasına Meltem adında genç bir kadını dahil eder. Meltem de kendi yarasını taşır; annesiz büyümenin boşluğunu, içini kemiren yalnızlığını. Böylece iki yarım hikâye, aynı evde bir bütün olur. İkisinin de ortak paydası aynıdır: anlaşılmamak. Ve belki de hayat, birbirine benzemez gibi duran iki yalnız ruhu buluşturup sessizce bir teselli sunar onlara. Selime Teyze’yi okurken yaşlılığın ardındaki çaresizliğe, Meltem’i okurken ise bir kız çocuğunun yalnızlığının ruhunda bıraktığı izlere rastlıyoruz. Yazar, bu karşılaşmayı öyle bir anlatmış ki, bizler her sayfada yalnızlığın ve kimsesizliğin resmini görüyoruz. Çünkü bazen kendimizi ancak bir başkasının yarasında görebiliyoruz. Okurken fark ettim; yeri geldi Meltem oldum, yeri geldi Selime Teyze… Ama hiç yargıç olmadım. Yazarın kalemi, insanın içindeki o sessiz sesi duyuruyor. Karakterleri yargılamadan, sadece anlamaya çağırıyor bizi. Çünkü gerçekten “kendimize kendimizin dışından” bakmak, ne kadar da zor. Kitabı bitirdiğimde Meltem’in “Ne malum?”ları kaldı aklımda. Ne malum bizim de bir gün Selime Teyze gibi kaybolmayacağımız? Ne malum bir Meltem’in gelip kalbimizin kapısını çalmayacağı? Selime Teyze’nin hikâyesi, bize çok tanıdık. Çünkü hepimizin çevresinde bir “Selime Teyze” var: Bir köşede sessizce oturan, konuşmasa da her şeyi bilen, gözleriyle özleyen ama bir türlü çağrılmayan o annelerden biri… Yazar, satır aralarında bize sessiz bir mesaj da veriyor: Anneniz-babanız hayattaysa onlara sıkıca sarılın. Ellerini bırakmayın. Kendi yalnızlıklarına, kendi dünyalarına, hayatın boşluğuna terk etmeyin o güzel emektar elleri. Hayatta tesadüf yoktur; her karşılaşma, her hikâye bir anlam taşır. Bu kitap, yalnızlık, kaybolmuşluk ve merhametin bir araya geldiği, okurken hem düşündüren hem de duygulandıran bir eser. Her satırda, geçmişin özlemle anılan tadı, çocukluğun unutulmaz hatıraları, mahalle ve komşuluk ilişkileri, anneliğin şefkati ve tüm karışık hisler—hüzünle sevinç bir arada—derinden hissediliyor. Unutulanların sesini duymak isteyen herkes için yazılmış. Bir annenin yokluğunda, bir evladın arayışında, bir kalbin yeniden atışında kendinizi bulacaksınız. Kitapla Kalın.
Edebiyat
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,8bin okunma
·
72 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.