İstanbul’un kalabalığıyla denizin yalnızlığı arasında geçen bu roman, bir yanıyla insanın insana, bir yanıyla da insanın doğaya yabancılaşmasını anlatır.
Başkahraman Selim Balıkçı, hayatı boyunca denizle yaşamış, denizle konuşmuş bir insandır. Deniz onun için sadece bir geçim kaynağı değil, bir dost, bir sırdaştır. Fakat zamanla deniz de kirlenir, tıpkı insanların içi gibi…
Yaşar Kemal, Selim’in gözünden hem balıkçıların yaşam mücadelesini hem de modernleşen şehirde doğanın nasıl yok edildiğini gösterir. Denizin artık eskisi gibi bereketli olmaması, aslında insanların vicdanının da tükenişidir.
Selim bir gün denizin ortasında yalnız kalır; arkadaşlarının çıkar hırsı, insanların hoyratlığı onu hem denizden hem insanlardan soğutur. Fakat içindeki umut tam sönmez. Her şeye rağmen, denizin bir gün yeniden maviye döneceğine inanır.
Roman, suyun yüzeyinde yüzen bir umut gibidir: Kırılmış, ama batmamış.
Deniz Küstü bize sanki “insanın kendi iç denizine küsmesi” gibi yankılanabilir. Yaşar Kemal, sadece bir deniz öyküsü değil, bir içsel yolculuk anlatır. Denizin küskünlüğü, insanın içindeki huzurun kayboluşudur; ama dalgalar hâlâ oradadır yeter ki onları duymayı hatırlayalım.
Keyifli okumalar olsun..
Teşekkür ederim ☺️ eski okuduğum kitaplar üzerinde yer alan notlar üzerinden almış olduğum hem de kitabı anımsamak isteği üzerine yaptım. Arada iyi oluyor 🤗