Bayağı iyi bir iş olma potansiyeline sahip. Yazar "Başlarken" bölümünde niyetini açık etmiş: Günümüzde doğru dürüst düşünen, üreten, kafa tutan aydın kalmadı, ben de size eskilerin nasıl onurlu yaşadığını hatırlatacağım, bir "hafıza tazeleyeceğim" diyor. Yani olay sadece biyografi değil, net bir duruş var. Eğer yapısal olarak biraz toplarlarsa, bu kitap efsane olur.
Kitabın olayı üç yerde kopuyor:
Yaşanmışlık: Yazar Aziz Nesin’i, Yalçın Küçük’ü falan bizzat tanıyormuş. O anıları anlatması kitaba acayip bir samimiyet katmış. Aziz Nesin'in A4 kağıdı muhabbeti falan... Bu adamları ete kemiğe büründürmüş, kanlı canlı yapmış.
Derinlik: Sadece "şunu yaptı, bunu yaptı" demiyor, adamların insani yönlerini de gösteriyor. Orhan Kemal'in Nazım Hikmet gazıyla yazarlığa başlaması gibi az bilinen detaylar falan zenginleştirmiş.
Net Üslup: Yazarın dili keskin, taviz vermiyor. "Sol, sağın üniversitesidir" veya "Korkusuz olmak öğrenilir, cesaret doğuştan gelmez" gibi laflar çok iyi, net oturmuş.
Tek sıkıntı şu: Bu ateşli üslubu bozmadan kitabın yapısını (iskeletini) daha sağlam hale getirmeleri lazım. Şimdi o konuya girelim.
2. Kitabın İskeleti: Bölümler Kopuk mu?
Bir kitabın yapısı, okuru yolda tutan şeydir. Bu kitapta her bölüm ayrı bir adamı anlatıyor. Bu güzel, istediğin yerden başla oku. Ama madalyonun öbür yüzü de var: Bölümler arası bağ zayıf kalmış.
Biri bitiyor, öbürü başlıyor ama arada "e, ne alaka şimdi?" diyorsun. Bu kopukluk okuma keyfini baltalıyor.
Yazarın başta dediği o "itaatsiz, korkusuz, direnen" aydın teması, kitabın çimentosu olmalı. Bölümler arasına ufak "köprüler" lazım ki, bir portreden diğerine geçerken konudan kopmayalım, kitap bütünlüklü aksın.
3. Yazarın Sesi: Başrolü Çalıyor mu?
Yazarın kendini bu kadar belli etmesi, metinde bu kadar "ben" demesi kitabın en net özelliği. Çoğu zaman harika. Aziz Nesin’le olan anısı, Odatv davası falan... Bunlar soyut mevzuları (dayanışma, direniş) somutlaştırıyor, dokunur hale getiriyor.
Ama...
Bazen yazar kendini fazla kaptırıyor. Anlattığı adamı (portreyi) unutup kendi hesaplaşmalarına giriyor. Okurun dikkati dağılıyor. Mesela Yaşar Kemal'i anlatırken konu bir anda Doğan Hızlan'a geliyor. Yazar, anlattığı karakterden rol çalıyor. Bu bir risk.
4. İçerik Dengesi: Portre mi, Polemik mi?
Kitabın en büyük derdi bu bence. Bazı bölümlerde ana karakteri unutup uzun ve sert kavgalara (polemiklere) girilmiş. Kitap, bir "anma" metni olmaktan çıkıp "hesaplaşma" metnine dönme riski taşıyor.
Yaşar Kemal Bölümü: Çoğunlukla Yaşar Kemal'den çok Orhan Pamuk ve Doğan Hızlan kavgası var.
Tarık Akan Bölümü: Tarık Akan'ı anlatırken araya uzun bir Eren Keskin eleştirisi giriyor, konu Tarık Akan'dan fersah fersah uzaklaşıyor.
Ahmet Say Bölümü: Adamı anlatacağına oğlu Fazıl Say ve Muhsin Kızılkaya mevzularına dalınıyor. Ahmet Say arada kaynıyor.
Yazar bu kavgalarda haklı olabilir, orasını bilemem. Ama bu durum kitabın bütünlüğünü bozuyor. Bu kişisel davalar, kitabın asıl amacını ("hafıza tazeletme") gölgede bırakıyor, okuru yoruyor.
5. Dil ve Ton: Ayar Kaçmış mı?
Dediğim gibi, dil ateşli, samimi, bazen öfkeli. Bu, anlatılan adamların ruhuna uyuyor. Aforizmalar falan süper.
Sorun şu: Polemiğe girdiği anlarda ton acayip değişiyor. Saygılı anma tonundan birden bire kavgacı, sert, hatta saldırgan bir tona geçiyor. Bu keskin geçişler okuru sarsıyor, "noluyoruz?" dedirtiyor.
Bir de dipnotlar var. Bazıları (Aziz Nesin'deki 1. dipnot gibi) ana konuyla alakasız, magazinsel şeyler. Bu da kitabın ciddiyetini bozuyor. Dipnot dediğin ya kaynak olur ya kısa bir ek bilgi, magazin değil.
Naçizane Tavsiyeler
Bağlantı Kur: Bölümler arasına "Edebiyat böyleyken, sinemada da şu oluyordu..." gibi geçiş cümleleri ekleyin. Kitap bir bütün gibi aksın.
Dipnotları Temizle: Magazinsel, alakasız dipnotları ya çıkarın ya da düzeltin. Kitabın bir ağırlığı olsun.
Özetle, bu "Solcular" kitabı bu haliyle bile çok değerli ve gerekli bir iş. Yazarın kalemi ve yaşadıkları sayesinde tarihe sağlam bir not düşülüyor.
Bu tavsiyeler yazarın sesini kısmak için değil, tam tersine, o sesin daha net, daha etkili duyulması için. Bu revizyonlar yapılırsa, "Solcular" kitabı Türkiye aydınlanma tarihinin en sağlam eserlerinden biri olur, net.