Yarı otobiyografi türünde yazılmış yazarın çoğunlukla kendi hayatını anlattığı bir kitap. Benim bu kitapta dikkatimi çeken asıl mesele yazarın ve Necip Fazıl Kısaküreğin hayatlarının benzerliği oldu.Yazar zengin bir ailede doğuyor ama çocukluğundan itibaren kendini boşluğa düşmüş halde buluyor. Bu hayatın ne kadar amaçsız ve gerçek dışı olduğunu düşünüyor. Kendini bulunduğu yere , aslında sadece bulunduğu yere değil bu dünyaya ait görmüyor. Kafasında ki bu düşünceleri bastırmak için sürekli içki içiyor ve gece hayatına giriyor. Aynı şeyleri Necip Fazıl da yaşamıştı o da zengin bir ailede doğdu. Genç yaşında devlet müfettişi oldu, sınavı kazandı Paris'e okumaya gönderildi ama orda yaşadığı bunalımdan çıkmak için kendini gece hayatına verdi kumara alıştı. Kendi deyimiyle Paris'in gündüzünü hiç görmediğini söylüyor. Bir süre sonra istanbula dönmek zorunda kalıyor. Osamu Dazai bir çok kez intihara kalkışmış, aslında Necip Fazıl da gençken yazdığı Kaldırımlar adlı şiirde ölümü arzuladığını söylüyor. İkiside bu dünya da neden var olduklarını sorguluyorlar kendilerini boşlukta hissediyorlar. Necip Fazıl kendini o hayattan kurtaracak bir kurtarıcı arıyor ve buluyor. Abdulhakim Arvasi Hazretleri ile tanıştıktan sonra hayatı 180 derece değişiyor ve yaşama amacını buluyor. Osamu Dazai maalesef böyle biriyle karşılaşmıyor ve İslam la tanışamıyor. İslam ve tasavvuf insana bu dünyada ki amacını bulmasını sağlar. Bu dünyanın boş bir yer olmadığını ahirete giden yolda bir durak ve bir imtihan meydanı olduğunu bize öğretir. Burada yaptığımız her şeyin karşılığını ahirette mutlaka alacağımızı hatırlatır. Yaşadığımız sıkıntıların, acıların geçici olduğunu hatırlatır . Allah'ın kulunu hiçbir zaman yalnız bırakmayacağını ve insanın yanında olduğunu anlatır. İnsanlığımı YitirirkenOsamu DazaiNecip Fazıl Kısakürek