·283 syf.····Okunma: 23 Ekim 2025 01:50 Kitaba ba-yıl-dım. Kurgusu ve dili o kadar akıcı ve güzel ki okurken asla sıkılamadım. Hem anlaşılabilir, günlük hem de düşündürücü bir yanı var ve bu ikisini aynı anda yapabilen kitapları zaten çok seviyorum. Bana hayatla ilgili yepyeni bakış açıları kazandırdı, bazı şeyleri yeniden fark etmeme yardımcı oldu. Özellikle bazı cümleler var ki okuduktan sonra bile uzun süre aklımda kaldı, insan olmanın ne kadar tuhaf ama aynı zamanda ne kadar güzel bir şey olduğunu hatırlattı.
Kitaptaki baba-oğul ilişkisi beni gerçekten çok etkiledi… Aralarındaki iletişim, mesafe, kırılganlık ve yavaş yavaş birbirlerini yeniden bulmaları o kadar doğal anlatılmış ki, bazı sahnelerde resmen içim çekildi ve bazılarında da eridim. “Andrew’ın”insan olmayı öğrenirken oğluyla kurduğu bağ her sayfada biraz daha derinleşiyor ve bu, kitabın en duygusal taraflarından biri bence. Bu kırılgan genci tanıyıp anlamaya çalışıyor be sonra onu öyle güzel bir şekilde seviyor ki.
Ve gelelim benim ballı çöreğim Gulliver’a… Onunla aramda gerçekten özel bir bağ oluştu. Kendi içinde o kadar çok şey yaşıyor ki yalnızlık, anlaşılmama hissi, kendini değersiz görme… Acı çekiyor ve görülmek, duyulmak istiyor. Kitap boyunca yaşadığı dönüşüm o kadar güzel verilmiş ki yavaş yavaş kendini buluyor, kendine inanmaya başlıyor. “Babasının” onu anlamaya çalışması ve ona gerçekten destek olması sayesinde Gulliver’in içindeki o düğümler çözülüyor ve adım adım gelişiyor.
Artık Yaşamak istiyor.
Hayata inanıyor.
Yaşayabileceğine inanıyor
Bazı bölümlerde sayfalardan çıkıp sarılasım geldi. O kadar gerçek, o kadar insan ki… Bir tanem ya.