“Bugün anne öldü. Belki de dün, bilmiyorum.”
Yabancı böyle bir cümleyle başlıyor ve daha ilk anda bizi sarsıyor. Bu cümle, Meursault’nun dünyaya karşı alışılmadık mesafesini hemen hissettiriyor.
Roman boyunca Meursault’nun bu kayıtsız,umursamaz ve sade hali devam eder. Yasananlara büyük duygularla değil, sanki dışarıdan bakıyormuş gibi yaklaşır. Annesinin cenazesinde ağlamaması ya da çevresindeki insanların önem verdiği şeylere aynı ciddiyetle yaklaşmaması, onu toplumda bir “yabancıya” dönüştürür. hepimiz bir birimize biraz yabanci degil miyiz artik ?
Hikâye, Meursault’nun işlediği bir suçtan sonra bambaşka bir boyut kazanır. Mahkeme sürecinde aslında onun suçundan çok “nasıl biri olduğu” konuşulur. Yani Meursault, yaptığı eylem kadar, toplumun beklediği gibi davranmadığı için de yargılanır.
Camus, bu sade ve kısa romanın içinde insanın hayatla kurduğu ilişkiyi sorgulatır. Hayatın çoğu zaman bizim ona yüklediğimiz anlamı taşımadığını, buna rağmen yaşamaya devam ettiğimizi gösterir.
Yabancı, diliyle de yapısıyla da kolay okunur, ama bıraktığı etki uzun sürer. Zeki Demirkubuz’un Yazgı filminin bu romandan ilham alması da boşuna değildir; Meursault’nun o mesafeli hali, filmde Musa karakteriyle yeniden karşılık bulur.
YabancıAlbert CamusKür Şad