Sait deyince aklıma çakıl taşları geliyor. Yer yer çok diri renklerle donanmış, kimisi serin, kimisi ılık, kimisi ayağı kavuracak kadar kızgın çakıl taşları! Yalnız Büyükada'nın en tenha kıyılarında rastlanan dört beş metre denizin dibinde göz kamaştıran kocaman çakıl taşları.Bedri Rahmi EyüboğluSait Faik Abasıyanık ’in avare öykücülüğü hiçbir yere yetişmeye acelesi olmayan ama her şeyi kalbinin ucuyla yoklayan bir anlatma hâlini saklıyor. sanki eli cebinde gezerken karşısına çıkan balıkçıya, kedilere, kahve köşesindeki ihtiyara bakıp “şunun bir derdi vardır kesin” diye içten içe gülümseyen bir adamın sesini andırıyor. Son Kuşlar olay örgüsünden ziyade anın içindeki duyguyu, sade, sıcak biraz kırık ama samimiyetini hiç kaybetmeyen öyküleriyle duygulara dair izlerini sunuyor.
Hikayelerinde yolculuğa eşlik eden balıkçılar, köylüler, tayfalar, çocuklar, adalı Rumlar, yaşlılar hepsi kendi küçük dünyalarında dolaşırken okura ada yaşamının kokusunu, denizin tuzunu ve insanın içini ısıtan o hüzün dolu samimiyeti taşıyorlar. Karakterler bir şey yaşama halinden çok, bir ruh halini, bir duyguyu, bir anın ağırlığını ya da hafifliğini temsil ediyor. Gün ola Harman ola öyküsündeki Mercan Usta hayatın yükünü omuzlarında hisseden yükü içselleştirmesini çok beğendim. Hikayelerinde kimi balığın peşinde, kimi bir hayalin, kimi rüzgarla savurduğu bir düşüncenin ama öykülerindeki karakterlerin hepsinin ortak noktası Sait Faik’in insanı olduğu gibi, kusuruyla, neşesiyle, yarasıyla sevmesi.
Sait Faik de sanki her öyküde kulağımıza eğilip İnsan sevmekle başlıyor her şey der gibi bir edayla anlatıyor.
Yazar çizer olmanın halini de ayrıca belirtiyor. Sait Faik’e göre yazmak, bir zanaatkarın emeğinden ayrı düşünülemez, kalemle yapılan iş de ustalık ister, alın teri ister. Nitekim kendisi de bunu açık açık söyler: “Biz de bir zanaat ehliyiz: Yazı yazıyoruz a. Ne Mercan Usta’ya, ne kilimleri dokuyan ellere, ne yazmaları boyayanlara, ne kalıpları dökenlere, ne çeşmibülbülleri üfleyenlere saygı duyduk…Dünyayı birbirine kattık işte. s.46
Bedri Rahmi Eyüboğlu bahsettiği, Sait Faik deyince aklına gelen o çakıl taşları işte bütün bu öyküleri insanın avucunda ısınan, denizin dibinde ışıkla parlayan, yürürken ayağın altında bazen serin, bazen yakıcı bir iz bırakan o taşlara benziyor. Sait Faik bize en basit şeylerin bile insan ruhunda bir parıltı bıraktığını, iyi bakınca aslında her şeyin bir hikaye olduğunu hatırlatıyor.
—Önemli Hatırlatma—
Sait Faik, ölümünden bir yıl önce Darüşşafaka’yı ziyaret eder ve çok etkilenir.Annesi Makbule Hanım, onun arzusuna uyarak kitap telif haklarını ve bazı gayrimenkulleri Darüşşafaka’ya bağışlar.1964’ten itibaren teliflerin tümü resmî olarak Darüşşafaka’ya aktarılır.Yani bugün okuduğumuz her Sait Faik kitabı, anne-babasını kaybetmiş çocukların eğitimine katkı oluyor.
Herkese keyifli okumalar.