"...doğa bizi yasalarındaki ahenge, uyuma öyle bir alıştırmıştır ki onun görmeye alışık olduğumuz uyumundaki en ufak bir kayma bizi tiksindirir, korkutur..."
Ruzena Sedlak'ın çirkinliğinin anlatıldığı satırlar bana dokundu. Nedendir bilmem, bir yazar fiziksel görünümü yüzünden toplumdan tecrit edilen bir karakterin çirkinliğini betimlerken çok yerinde kelimeler seçtiğinde -ki kelime seçmek Zweig'ın işidir- bana bir şeyler oluyor. O kadar gerçek, o kadar net ve keskin kelimeler kullanıyorlar ki sanki dünyanın bütün dışlanmışlarının acısı içimde toplanıyor. Yazara öfkeleniyorum "Bu kadar güzel yazıyorsan belki de sen de böyle düşünüyorsundur, böyle düşünen bir insan mısın?" diye...
Hikayeyi okumadan incelemenin gerisini okumamanız tavsiyemdir. Hikayeyi okumadan "Zweig okuyorum." dememeniz de ayrı bir tavsiyemdir. :)
Sedlak, tecavüz ürünü olmasına rağmen oğluna niye bu kadar bağlı? Görünüşüne rağmen kendisini sevebilen yegane insan olduğundan mı, kendisini yaşamda tutan varlık olduğundan mı, kendisine ve sadece kendisine ait olan tek şey olduğundan mı, kendisi gibi çirkin bir çocuk doğurmadığı için kendisiyle ve oğluyla gurur duyduğundan mı? Bir defasında anneme "Annelik duygusu, bir kadının tecavüz eseri dünyaya getirdiği çocuğunu bile sevmesine yetiyor mu gerçekten, o iğrenç anıyı aşabilecek kadar güçlü mü bu duygu?" demiştim. "Öyle. Öyledir yani." diye cevap vermişti. Tahminde bulunmuştu sadece ama böyle çok örnek olduğundan ben de öyle tahmin ederdim. Yani belki de Sedlak'ın oğluna olan sevgisini basitçe oksitosinle açıklayabiliriz.
Bir de Karel'le ilgili detaylar var. Başta annesine ve genel olarak herkese karşı bu kadar itaatkar olması, annesinin görüntüsünden ilk korktuğu an, askerler annesini hırpalarken onun hiçbir şey yapmaması... Sanki ayrı bir varlık değil, annesinin bir uzantısı sadece. Hoş annesine göre gerçekten de öyle. :) Hepsi tek tek üzerine düşünülmeyi hak ediyor fakat oğlanın bu kadar -Papaz'ın büyükşehre gönderip eğitim masraflarını karşılamayı teklif edeceği kadar- zeki ve bedensel sağlığının çok yerinde olması, görünümünün güzel olması? Özellikle sonlara doğru birkaç defa tüm bunlar Ruzena'nın kurgusu mu diye de düşündüm. Çocuk çirkin doğsaydı öldürüp gömecekti ama güzel ve sağlıklı doğduğu için hayatını anlamlandırdı. Hayatının anlam kazanmasına ihtiyacı vardı ve kafasında bu hayali gerçek yaptı belki. Ama böyle olmadığını düşünüyorum son karar olarak. Gerçekten yakışıklı ve sağlıklı bir çocuk Karel.
Gelgelelim hikayenin adı neden Wondrak? Çocuğun babası değil gibi, Ruzena'nın hamile olduğu bilgisini yayan da o değil. Tam tersi gibi görünse de Karel'in askere gitmediğini ihbar eden mi oydu acaba? Sanmıyorum. Bu ad meselesi bende bir muamma olarak kaldı. Fikri olan varsa aydınlanmaya hazırım.
Son olarak şunu söylemek isterim ki bir yazarın külliyatını çok sayıda çevirmen çeviriyorsa ve hepsi de güzelse demek ki maharet yazardadır. Buradaki süper yazarımız Stefan Zweig oluyor tabii. Fakat şu ana kadar okuduğum 9 Zweig kitabından en içimde hissettiğim birkaç eserin çoğunun çevirmeni olan Gülperi Sert Hanımefendi'ye teşekkür etmek istiyorum. Yazar da tamam ama çeviri bir eserin bu kadar okuma zevki vermesinin sadece yazardan kaynaklanması elbette ki mümkün değil.