Bu sefer hakkında konuşacağım kitap, Zalim Prens ’in devamı ve Peri Halkı serisinin ikinci kitabı olan Lanetli Kral ’dır.
İlk başta Zalim Prens ’te neler olduğunu bir hatırlayalım: Peri Diyarı Elfhame’de büyüyen ve bir fani olan Jude Duarte, periler arasında yaşamanın tüm o zorluklarına rağmen sarayda doğru düzgün bir yer edinebilmek için şövalye olmayı arzuluyor; ama gelin görün ki en nihayetinde Gölgeler Meclisi’nin bir casusu oluyor. Sadakati ikinci prense, yani tahtın sıradaki sahibi olmaya en yakın kişi olan Prens Dain’edir ve elbette ki herkes onun kral olacağını sanmaktadır. Yine de taç giyme töreninde işler beklenildiği şekilde gitmez ve ihanet, akraba katli ve darbe gibi pek çok feci durumun neticesinde Elfhame’in yeni kralı, hiç kimsenin ummadığı kraliyet ailesinin o son ferdi, kötü ünüyle bilinen en küçük Prens’i Cardan Greenbriar olur. Jude ise işin sonunda onun başvekili görevini üstlenir; fakat aslında tahtın ardındaki gizli güç, kralın iplerini elinde tutan yegâne kişi de odur.
Jude’un üvey kardeşi Oak’ın aslında Dain’in oğlu olması ve kahramanımızın Cardan ile yaptığı – daha doğrusu kandırarak yaptırdığı – anlaşmanın bir yıl bir günlük mühletinin ardından Cardan’ın tahtan feragat edip Oak’ın kral yapılacağı gibi küçük ve kafa karıştırıcı ayrıntıları es geçeceğim; çünkü anlatmaya kalksam gerçekten çok uzar bu özet kısmı.
Şimdi ise Cardan’ın kukla kral olduğu, Jude’un ise onu ve Elfhame’i kimseciklere çaktırmadan yönetmeye çalıştığı yeni dönemi okuyoruz. Üstelik çoktan anlaşma yapmalarının üzerinden beş ay kadar bir zaman geçmiş. Jude bir yolunu bulup bu anlaşmayı uzatmalı, yoksa Oak çocuk yaşında tahtın yükünü omuzlamak zorunda kalacak. Ufukta Locke ve Taryn’in düğünü var. Oak hâlâ tehlikede olduğu için en büyük ablası Vivienn’in gözetimi altında insan dünyasında yaşıyor. Jude ile üvey babası Madoc’un arası hâlâ limoni. Sualtı Kraliçesi Orlagh bir işler çeviriyor ve kara ile deniz arasında eli kulağında olan bir savaş var.
Sırada roman hakkındaki duygu ve düşüncelerimden bahsedeceğim kısım var. Gelelim fasulyenin faydalarına.
Öncelikle kitabın dili yine her zamanki gibi “büyülüydü”. Çok ciddiyim, yazarın öyle bir yazış şekli ve kelime seçimi var ki Peri dünyasının o mistik, değişik ve bazen de tehlikeli olabilen doğasını olabilecek en iyi şekilde yansıtıyor. Hatta bazen öyle kelimelerle karşılaşıyordum ki böyle bakışıyorduk kendisiyle bir süre; çünkü öyle bünyeme garip geliyordu, iyi anlamda tabii.
Holly Black zaten peri ve türevi tüm canlılar hakkında epey bilgili olduğu ve araştırmasını da güzel yaptığı için hâliyle yarattığı evren de ekstra gerçekçiydi. Yani Elfhame’in ekolojik sistemi, perilerin alışkanlıkları, acayip mizaçları ve türlü türlü entrikaları derken yine iyi eğlendik. Ben şahsen bu kitabı okurken her zamanki gibi büyük keyif aldım.
Jude Duarte, yani kahramanımız, güçlü ve akıllı kadın karakterler arasında en çok bilinen ve zikredilenlerden biridir. Bu kitapta da aldığı kararlar, yaptığı eylemler ve çektiği bütün o acı ve sıkıntılara rağmen gösterdiği üstün dayanma becerisi ile yeniden gönlümüzde taht kurmayı başardı.
Cardan ise… En oyuncu, en sexy ;), en sefahat düşkünü ve tüm bunların yanında aslında gizli bir entrikacı olan peri prensi diye karışık bir kategori varsa oraya konulurdu herhalde.
Yani finalde şaşırttı bayağı ve Jude gibi ben de onu ne kadar hafife aldığımın farkına varmış oldum. Bu da ufak bir şok etkisi yarattı ama artık bir sonraki kitapta bakacağız hâl çaresine. İntikam zamanı bebeğim, dötünü kolla Cardan, çünkü asla bir kızı kızdırmayacaktın. Bu senin en büyük hatan oldu. Onun dışında yeni kralımız kitabın kalan kısımlarında da doğal olarak ilk hikâyenin aksine daha iyiydi. En azından artık çok daha az sinir bozucu ve çok daha fazla çekici.
Taryn güya Jude’un ikizi ama böyle kardeş düşman başına… Her zamanki gibi güvenilmez. Locke’da bir gram değişme, karakter gelişimi yok. Aynı hamam, aynı tas.
Madoc, al o tahtı da tacı da bir taraflarına… Yeter be. Yani kurt mu var arka tarafında da bir yerinde duramıyorsun? Hemen iş çevir, hemen ortalığı karıştır. Meydan vermeye gelmiyor.
Sualtı Kraliçesi Orlagh ve şirret kızı Nicasia ise ayrı telden çalıyor zaten. Bir siz eksiktiniz zaten. Torlayın, toplayın denizin tamamını, bir de sizinle uğraşalım; hiç derdimiz yokmuş gibi.
Evvet, son düzlükte ciddiyetimi yitirsem de az çok bu şekilde düşünüyor ve hissediyorum.
(。>‿‿<。)
Dediğim gibi final bayağı vurucuydu. Yani kitabın daha ortalarında da bir ihanet anı yaşanmıştı ama o biraz gereksizdi bence. Yine de bu son dakika golü cidden feciydi. Bakalım Jude bunun üstesinden nasıl gelecek.
Lanetli Kral kesinlikle güzeldi, ilk kitapta kazandığı tempoyu hiç kaybetmemiş, üstüne daha fazlasını eklemişti. Hatta o tutsaklık bölümü falan da bayağı bir etkileyiciydi. Eminim böyle deyince kesin ilginizi çekmiştir, o yüzden kimin kimi hangi niyetle tutsak aldığını ve sonrasında neler yaşandığını öğrenmek için hemen bu kitabı ve Peri Halkı serisini okuyun.
Bu arada cümle âleme hayırlı olsun, artık yeni bir Peri Kraliçemiz var! Gerçi ayaküstü yapılan düğününün ardından Elfhame’den sürgün edildi ama olsundu ಥ_ಥ
Çok teşekkür ederim🖤 Hep öyle oluyor zaten başta ya yazacak çok şeyim oluyor ya da aklıma hiçbir şey gelmiyor "Ben ne yazacağım şimdi?" falan diyorum ama sonra yazmaya durunca bir noktadan sonra akıp gidiyor.