Herkesin kitaplığında yıllar geçse bile yerini koruyan, okurun içindeki bir kapıyı açan birkaç özel kitap vardır. Benim için bu rafın baş köşesinde Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşleri, Victor Hugo’nun Sefilleri Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’ı gibi unutulmaz eserler dururdu. “Favoriler” listem uzun zamandır değişmezdi; her biri zihnimde ayrı bir evren kurmuş, kalbimde başka bir titreşim bırakmıştı.Ama sonra Martin Chuzzlewit ile karşılaştım.Charles Dickens’ın bu romanı, okuma hayatımda beklemediğim bir yerde bir kapı daha araladı. O kadar uzun süredir okuduğum halde artık çok az kitap beni gerçekten heyecanlandırıyordu fakat Martin Chuzzlewit beni ilk sayfasından itibaren içine çekti, şaşırttı, düşündürdü yer yer kızdırdı ve en sonunda beni derinden etkiledi. Sanki yıllardır kitap okuyan biri olarak uzun zamandır unuttuğum o “çocukça heyecan”ı yeniden hissettim
Bu yüzden artık favori rafımda çoktan kendine yer açtı: Martin Chuzzlewit, benim için sadece bir roman değil, yeniden okuma isteği uyandıran, okurla arasında gizli bir bağ kuran bir yolculuk. Beni çok heyecanlandıran durumuna elimden geldiğince hak edilmiş bir inceleme yazmak isterim: Öncelikle
ROMANIN KONUMU
Martin Chuzzlewit, yazarın hem edebi dönüşümünü hem de Viktorya toplumuna dair en keskin eleştirisini barındıran romanlarından biridir. Dickens bu romanı, önceki iki eserinin satışlarının düşmesi sonucu kendi edebi otoritesini yeniden inşa etmek için kaleme almıştır. Bu nedenle roman, hem tematik hem teknik açıdan özel bir özenle işlenmiş, karakter örgüsü adım adım hesaplanmış bir yapıda.Dickens'ın “ahlaki yozlaşmaya karşı içsel dönüşüm” fikrini en derin biçimde işlediği romandır.ilk başlarda beklenen popülerliği göstermedi. Dickens’ın kendi cümleleriyle “okur halkın hem kalbine hem de cebine doğru giden yolun” kapandığını hissettiği dönemlerden biridir bu. Yazarın üzerinde hem ekonomik hem de sanatsal bir baskı vardı. Bu nedenle romanın ortasında Amerika bölümünü eklemesi, aslında edebi bir tercih olmaktan çok, okur ilgisini yeniden toplamak için bilinçli bir hamleydi.Dönemin toplumsal koşulları da bize bunu net olarak gösterir 1840’ların ortasında yani 19. Yüzyılın ilk yarısında yazılmıştır.O dönem de ;
Sanayi Devrimi sonrası toplumsal sınıf çatışmaları
Ekonomik eşitsizliklerin derinleşmesi
Aile kurumunun çıkar ilişkilerine dönüşmesi
Amerikan kültürüne yönelik romantize edilmiş
“Yeni Dünya” algısı
Viktorya dönemine geçiş sancıları
Yoksul–zengin ayrımının görünür hâle gelmesi toplumsal kırılmaların veya toplumsal çöküşün yaşandığı bir dönemdir romanda da özellikle bu iki alın hedef alınmıştır.İngiltere’deki bencillik kültürü
Gelişen kapitalizm aile bağlarını zehirlemeye başlamıştır.Chuzzlewit ailesinin miras üzerinden birbirine düşmesi, dönemin İngiltere’sinde “kan bağının yerini çıkar bağının almasının” sembolik bir yansımasıdır.Yeni Dünya hayali
Dickens, 1842’de Amerika’ya yaptığı yolculukta büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştır.
Bu nedenle Amerika bölümleri tam bir hicivdir.
Yozlaşmış seçim sistemi, çürümüş bürokrasi, reklam kültürü ve yüzeysel idealizm romanın politik düzlemidir.
ROMANIN YAZILMA AMACI
Ahlaki Kendini Yaratma” fikrini tartışmak
Martin’in karakter gelişimi romanın gövdesidir.Dickens, bir insanın içsel dönüşümünü anlatmak istemiştir:
* Bencillikten ortak acıya,
* Kibirden dayanışmaya,
*Kendine dönüklükten toplumsal sorumluluğa…
Dönemin ahlak tüccarlarına saldırmak (Pecksniff Eleştirisi)Seth Pecksniff, Dickens’ın en sevdiği tiplemelerden biridir.Dışarıdan erdemli, içeriden menfaatçi olan bu karakter, dönemin vaizlerine, politikacılarına aristokratlarına yöneltilmiş bir kılıç olarak görülür.Chuzzlewit ailesi, “aile” kavramının çözüldüğü en güzel alegorilerden biridir.
Aile üyeleri birbirlerinin mutluluğunu değil, ölümünü bekler sanayi kapitalizminin en acı sonuçlarından biri olarak resmedilmiş.
ROMANIN KARAKTER İSİMLENDİRMESİ
Jonas Chuzzlewit’in karanlık çizgisinin arkasında gerçek bir dava vardır. Dickens’ın incelediği bir miras davasındaki bencil bir genç adam Jonas’a ilham olmuştur.
Chuzlewit Zekâsını kendi çıkarı için kullanan aile” demektir.
Mr. Pecksniff karakteri Dickens’ın tanıdığı bir politikacıdan esinlenmiştir. Yani ahlakı koklayan, her şeye burnunu sokan bir ikiyüzlü.
Ahlak dersi verip gizliden menfaat kovalayan “iki yüzlü filozof” tipidir. Dönemin moralist konuşmacılarına çok ince taşlamalar barındırıyor
ROMANIN OLAY ÖRGÜSÜ
Üç büyük olay üzerine kurulu :Martin’in bencillikle başlayan hikâyesinin Amerika yolculuğuyla dönüşüp olgunluğa erişmesini anlatır.
Eski Martin’in ailenin bencilliğini sınamak için herkesi gözlem altında tutması, olay örgüsünün ahlaki çatısını oluşturur. Aile ve Kök Arayışı
Chuzzlewit ailesi, “çok köklü ama çok çatlamış” bir ağacı andırır. Dickens, aileyi bir sığınak gibi değil, çoğu zaman çatışmaların ve miras savaşlarının merkezi olarak gösterir.
Bencillik ve Yüzleşme
Martin’in en büyük kusuru bencilliktir. Dickens, bu kusurun insanın tüm ilişkilerini nasıl zehirlediğini romanda adım adım gösterir. Ancak ilginçtir: Martin’in dönüşümü, onu Amerika’daki çürümüşlükle karşılaştırarak sağlanır. Yani kötülüğü görmeden iyiye varamaz.
Sahte Erdemin Eleştirisi: Pecksniff
Pecksniff, Dickens’ın kariyerindeki en keskin toplumsal taşlamalardan biridir. Görünürde erdemli, gerçekte zehirli. Bu karakter, dönemin ahlak maskesi takan sınıfını temsil eder.
ROMANIN AMERİKA ELEŞTİRİSİ
Amerikan bölümleri, Dickens’ın kendi Amerika deneyiminden doğrudan etkilenmiştir.
1842’de yaptığı Amerika seyahati büyük hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştı. Dickens:
insanların kibirli,kültürün yüzeysel,siyasi sistemin yozlaşmış,basının sınır tanımaz şekilde saldırgan olduğunu yazılarında defalarca belirtmiştir.Bu nedenle Amerika’daki “Eden” adlı kasaba, ütopya adıyla anılan bir distopyadır. Dickens orayı sıtmalı, çamurlu, yalan vaatlerle dolu bir bataklık gibi çizer. Bu bölüm, Amerikan rüyasının karanlık yüzüdür.
Ayrıca Amerika’daki birçok karakterin uydurma, abartılı isimler taşıması (Jefferson Brick, General Choke gibi) Dickens’ın Amerika basınına öfkesinin ince bir parodisidir.
SOSYOLOJİK DEĞERLENDİRME: DÖNEMİN HAKİKATİ ROMANA NASIL SIZAR?
Toplum Çatışması Sanayi devrimi sonrası İngiltere’de bireycilik neredeyse kutsal hâle gelmişti. “Herkes kendi kaderinin mimarıdır” düşüncesi, aslında yalnızlaşmayı ve bencilce bir yaşamı doğurmuştu. Martin’in yolculuğu, bu bireycilik eleştirisinin bir izdüşümüdür.Yeni Dünya Gerilimi
İngiltere geleneklerini, kıtalar arası değişen değerleri ve Amerika’nın hızla yükselen ama köksüz kültürünü karşılaştırma Dickens’ın sosyolojik bakışının temelidir. Amerika “sözde özgürlük vadeden ama herkesin birbirine tahakküm kurduğu” bir yer olarak sunulurken .Aile Yapılarının Değişimi ise
Chuzzlewit ailesi, aslında İngiltere’nin aristokratik çözülüşünün minyatür hâlidir. Dickens, sınıfların sabit olmadığı, paranın toplumsal hiyerarşiyi bozduğu yeni bir çağa dikkat çekiyor
ROMANIN ATMOSFERİ
19. yüzyıl İngiltere’sinin sisli sokakları,gaz lambalarının titrek ışığı,karanlık ve rutubetli kasabalar,büyük aile evlerinin içindeki buz gibi miras savaşları Amerika'nın bataklık kokan sıcağı ve sahte cenneti Dickens seni hem Viktorya dönemi İngiltere’sine hem de sahte vaatlerle dolu Yeni Dünya’ya götürür.Romanı okurken kendimize şunu sorarız Paranın kutsal kitap gibi görüldüğü bir zamanda, insanın değeri neye göre ölçülür?
Roman bizi hem karanlığın içine hem de dönüşümün ışığına aynı anda götürür.
KARAKTER ANALİZLERİ
Martin Chuzzlewit
Gururlu, kendi doğrularında ısrarcı, ama kırıldığında içindeki iyiyi ortaya çıkaran bir genç. Yolculuğu dış dünyadan çok iç dünyasınadır.
Old Martin Chuzzlewit
Ailenin merkezi ama güven vermeyen yaşlı figürü. İnsanları sınamasıyla bilinir. Dickens burada “otoriteyi” sorgular.
Tom Pinch
Romandaki en saf, en masum karakter. Dickens’ın en sevdiği tiplerden biri olduğu bilinir. Onun iyiliği, dönemin karanlığına karşı bir ışık gibidir
Pecksniff
Sahte moralin, ikiyüzlü erdemin karikatürü. Sosyolojik açıdan “ahlakın ticarileşmesi”nin sembolüdür.
Jonas Chuzzlewit
İnsanın içinde doğan kötülüğün en çarpıcı örneği. Dickens’ın insan psikolojisinin karanlık yüzüne baktığı karakterlerden biridir.
BAROK–GROSSEK–RÖNESANS
Işık–gölge çatışmaları, kasvetli atmosfer, vicdan ile hırs arasındaki karşıtlık okurun zihninde barok bir tablo gibi resmedilmiştir Barok veya Rönesans dönemine ait olmasa da Dickens’ın anlatımında barokvari yoğunluk ve grotesk öğeler çok belirgindir:
karakterlerin abartılı yüz ifadeleri,mekanların kasvetli detaylarla doldurulması,sahte erdemin grotesk komedisi,ahlaki ikiyüzlülüğün karikatürleştirilmesi…Realizm akımınıda aktarmıştır
ROMANIN VERMEK İSTEDİĞİ MESAJ
“İnsan iyiliğe zorunlu kaldığı için değil, kendi ahlaki vicdanı nedeniyle yönelmelidir.”
Dickens, kitabın sonunda çok net bir şeyi işaret eder: Gerçek dönüşüm içsel dönüşümdür.
İnsan ancak başkasının iyiliğine dokunduğunda değişir.Bu yüzden Mark Tapley ve Martin’in dostluğu romanın kalbidir.
SONUÇ: MARTIN CHUZZLEWIT NEDEN BU KADAR ÖZEL BİR ROMAN?
Çünkü:Hem bir toplum eleştirisidir,hem bir karakter yolculuğudur,hem Dickens’ın kişisel kırgınlıklarının ve umutlarının bir aynasıdır,hem de insan doğasına dair evrensel bir sorgulamadır.19. yüzyılın karanlık sokaklarından yürütürken, bir yandan kalbimizin bugün bile taşıdığı çatlaklara ışık tutar.
Ve son cümle olarak:
Martin Chuzzlewit, insanın kendi içindeki karanlıkla yüzleştiğinde nasıl bir ışığa dönüşebileceğinin romanıdır.
Charles Dickens