Her şey, bir evde başlayan küçük bir huzursuzlukla açılıyor ve yavaş yavaş derin bir yalnızlığa sürüklüyor. Peyami Safa ’nın Yalnızız ’ında şüphe büyüdükçe, hayatın vadedemediklerini tamamlamak için zihin çoktan Simeranya’nın izine düşüyor. Romanın kapısını aralayan bu ilk sarsıntı, bizi doğrudan Mefharet Hanım’ın evindeki karanlık kuşku atmosferine götürüyor.
Birinci bölümde aile içi kriz ve şüphenin doğuşuyla Samim’in ablası Mefharet’in evinde başlayan roman Mefharet, kızı Selmin’in birkaç gündür süren rahatsızlıklarından yola çıkarak hamilelik şüphesine kapılmasıyla ve bu ihtimalle evin şerefi, el alem ne der kaygılarıyla birlikte büyüyen bir olayların içine çekiyor.
Roman, insanı ürperten sapık bir şüphe motifi ile başlayan birinci bölümüyle şüphenin aile içinde nasıl mayalandığını gösteren uzun bir sahne gibi okunuyor. Yazar kimden hamile kaldı?sorusuyla ilerleyen ortamda bir merakın fazlasını, herkesin herkes hakkında, hatta kendi hakkında bile kuşkuya düştüğü bir atmosfer kuruyor.
Modern, geleneksel ahlak hesaplaşmasının evin içinden yansıyan karikatürüne dönüşen sahnelerle, namus, rezalet, aile şerefi üzerinden konuşulurken, beden özgürlüğü, evlilik kurumu gibi ironik çıkışlarla birlikte değerleri tersyüz ediyor.
ilk bölümüyle Yalnızız temel ekseninde birey ve toplum, ahlak ve özgürlük temasını gerilimli atmosferiyle romanın başında masaya yatırıyor.
Bu bölümde Samim sahnenin merkezinde görünmese de, herkesin konuştuğu ama kimsenin tam anlayamadığı bir Simeranya’ya sığınan, geceleri yazan, evin içinde biraz yabancı duran bir figür olarak kalıyor. Romandaki asıl derinliğin olaylardan ziyade Samim’in iç dünyasında yaşadıkları ve onun kurduğu ülkede saklı olduğunu ufaktan sezdiriyor.
İkinci bölümünde yer alan metafizik sorgulamarı, Simeranya ve Meral ile birlikte romanın odağı aile içi gerginlikten yavaş yavaş Samim’in iç dünyasına ve Meral’e çeviriyor. Samim bir yandan çevresindeki insanların günlük hayat sorunlarıyla uğraşırken diğer yandan odasına çekilip Simeranyayı yazıyor.
Simeranya, hem ideal bir toplum tasarısını barındırıyor hem de Samim’in zihninde kurduğu arınmış bir dünyayı simgeliyor. Bu da romanın yalnızlık, inanç ve modernleşme ekseninde şekillenen düşünsel merkezini oluşturuyor.
Meral’in ruhsal gelgitleri, krizleri ve korkuları eşliğinde Samim’in onu anlamaya, sakinleştirmeye ve Simeranya ölçüleriyle tartmaya çalışması bölümün temelini oluşturuyor. Meral’in bir konuşma sırasında titreyen bir sesle Sesin bir uçurumdan geliyor… uyarısını işittiği an, onun ruhundaki derin kararsızlığı ve Samim’in bu karanlığa dikkat kesilişini daha da görünür kılıyor. Bu süreçte Meral, özellikle Feriha’ya sığınarak konuşuyor, iç sıkıntısını, kararsızlığını ve evden kaçma isteğini açıyor. Paris’e gitme hayali ise hem bu bunaltıdan kurtulmanın bir yolu hem de kendi özgürlüğünü deneme arzusu olarak giderek belirginleşiyor.
Romanın başındaki Selmin’in meselesi bütünüyle kapanmıyor, ikinci bölümde asıl odak Samim’in iç dünyası ile Meral’in karmaşık ruh hali arasındaki gerilime kayıyor. Selmin ise bu atmosferde hâla belirsiz bir duygu ve çatışma kaynağı olarak varlığını sürdürüyor.
İkinci bölüm romanın psikolojik ve metafizik ağırlık merkezini yazar, toplumsal meseleleri nihayete erdirmekten ziyade, insanın metafizik açmazını iç dünyasının ekseni üzerinden derinleştirerek ele alıyor. Romanın tam da bu bölümünde Samim, modern çağın ruhsuzluğunu “İnsanın hayvanlığını medenileştirdiği kadar, medeniyetini de hayvanlaştıran bu çağda”(s.178) sözleriyle tarif ediyor.
Simeranya sayfaları romanın olay örgüsünü yavaşlatsa da düşünsel ana damarını çok net bir biçimde kalınlaştırıyor. Simeranya’yla Samim, maddecilik, ruhaniyet, ilim, iman, birey, toplum gibi ikilikleri tartışıyor. Maddenin üstünde bir mana, fiziğin ötesinde bir metafizik gerçek, bütün kıymetlerin üstünde bir ruh ve Allah fikrini savunuyor. Bu nedenle roman, Besim’in temsil ettiği “maddeyi ve parayı tanrılaştıran dünya görüşü”ne (s.252) karşı Samim’in Simeranya’sını bir karşı tez olarak kuruyor. Bu düşünsel karşıtlık zemininde Meral, Simeranya idealinin somut hayattaki en kritik sınavlarından biri haline geliyor. Meral karakteri bu olayların ortasında sadece aşk figüründen ziyade, modern şehirli insanın parçalanmış ruhunu, korkularını, histeri ve yalnızlığını temsil ediyor. Samim’in ona yaklaşımı, bir aşık ile bir ruh doktoru, bir düşünür ile bir Simeranya mühendisi arasında gidip geliyor.
İkinci bölümü okurken sık sık şu soru zihnimde belirdi, İnsan ruhunu iyileştirmeden toplumu ve medeniyeti düzeltmek mümkün mü?
Yalnızlık, hesaplaşma aile içindeki düğümlerin, bu bölümde karakterlerin iç çatışmaları dış olaylardan daha belirgin hâle geliyor. Meral’in, babası Nail Bey’in baskısı Samim’le de konuşmayacaksın. Hiçbir erkekle diyerek sınırladığı ve ağabeyi Ferhat’ın denetleyici, tehditkar tutumuyla birlikte giderek artan tedirginliğiyle aile içindeki gerilim daha da yükseliyor.
Üçüncü ve son bölümde Yalnızız duygusu iyice belirginleşiyor. Olaylar finaline doğru ilerlerken, herkes içine dönüyor. Zaman bazen hızlanıyor, bazen ağırlaşıyor. Günlük hayat sürüyor ama içten içe bir sarsıntı hissi bırakıyor. Bir yanda da tertemiz bir tasarı, düzenli ve aydınlık bir dünya isteği hâla var. Öte yanda bu isteği sınayan alışkanlıklar, korkular ve küçük hesaplar dolaşıyor. İdeal ile gerçek arasında sessiz bir gerilim kuruluyor. Her karakter kendi payına düşen yükle yürümeye devam ediyor. Kimisi susarak direniyor, kimisi konuşarak. Kimisi uzaklaşmak istiyor, kimisi yaklaşmak. Hiçbir şey açıkça kopmuyor, ama her şeyin bir uçurumun eşiğe doğru yaklaştığı seziliyor.
Kitap sona doğru ilerledikçe bu eşik duygusu güçleniyor. Okura olup bitenin tam adını koymadan, içten içe yaklaşan bir yüzleşmenin serinliğini hissettiriyor. Spoiler vermeden söylemek gerekirse: Üçüncü bölüm, olayları bağlamaktan çok, bu sessiz gerilimi görünür kılıyor ve yalnızız sözünün gündelik hayattaki karşılığını duyulur hale getiriyor.
Yalnızız, okurunu ikilemin eşiğinde tutuyor, Simeranya mühendisi Samim ideali kurar, hayat onu sınar. Sonunda yerleşen duygu, dışarıyı yenilemenin yolu, içerideki düzeni önce onarmaktan geçiyor.
Herkese keyifli okumalar.